Alevilik-Bektaşilik Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü’ne bir Japon..

Toros Üniversitesi bünyesinde görev yapan Yrd. Doç.Dr. Hiroki Wakamatsu geçtiğimiz yıl temmuz ayında ise Toros Üniversitesi'nde kurulan Alevilik - Bektaşilik Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü'ne getirildi.

0
12

 Toros Üniversitesi bünyesinde görev yapan Yrd. Doç.Dr. Hiroki Wakamatsu geçtiğimiz yıl temmuz ayında ise Toros Üniversitesi’nde kurulan Alevilik – Bektaşilik Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü’ne getirildi.

Türkiye’deki çeşitli üniversitelerde Alevilik üzerine çalışmalar yapan Hiroki Wakamatsu, 2000’li yıllarda başlayan teknolojik gelişmenin, özellikle sosyal alanın genişlemesiyle birlikte o döneme kadar gizli saklı olan, köylerde lokal olarak uygulanan Alevi Bektaşi dini ritüellerinin ortaya çıktığını söyledi. Yrd. Doç.Dr. Hiroki Wakamatsu, “Bu gelişmeyle birlikte tırnak içerisinde bir sürü Alevilikler ortaya çıkmıştır. Biri İslam’ın özü, diğeri İslam dışı bir din, biri bu tasavvuf kolu, biri başka bir şey diyor. O da farklı, farklı etnik aidiyetle birlikte kullanıldığı için bin bir türlü Alevilik ortaya çıkmış. Bu Alevilikleri biz herhangi bir siyasi düşünceye, etnik aidiyete takılmaksızın Aleviliği tarafsız ve objektif değerlendirmek amacıyla merkezi kurduk”dedi. Kurulan merkezde öncelikli olarak uluslararası İngilizce Alevilik üzerine dergiler çıkartmaya çalışacaklarını dile getiren Wakamatsu, “Bazı üniversitelerde merkezler kurulmuş, dergi çıkartmışlar ama bu mahalli kalıyor. Sadece Türkçe bilenler okuyor. Bunu dünyaya açık erişim olarak İngilizce bir dergiyi uluslararası düzeyde çıkarmaya çalışıyoruz. İkincisi, eğitim ve seminer düşünüyoruz. Burası üniversitenin bilimsel araştırma merkezi. Halka açık bir şekilde Alevilik konusunda seminerler vermeye çalışacağız. Farklı düşüncedeki insanları, bilimsel açıdan uzmanları getiriyoruz, seminer düzenlemeye çalışacağız. Bunlar eğitimsel çalışmalar. Projeler üreteceğiz” diye konuştu.

ALEVİLİK FELSEFESİ HOŞGÖRÜYE DAYALI

Hiroki Wakamatsu Alevilik felsefesi ve Hz. Ali konusunda şunları söyledi:

“Alevilik felsefesi hoşgörüye dayalı, hiç kimse birbirini incitmiyor. Hünkar diyor ya ‘İncinsen de incitme’ felsefesi var. Barış içerisinde yaşayan bir felsefeye sahip inanç olduğunu düşünüyorum. Güzel felsefesi beni çok etkiledi. Alman ve Amerikalı araştırmacı arkadaşlar, ilk başta Alevi cemlerinde görülen nefes ya da deyiş dediğimiz, sazlarla birlikte çalınan müziği çok merak ediyor. Semah dönenleri merak ediyorlar. Dini ritüellerinden etkileniyorlar. Ben ise felsefesi ve metafiziksel yönünü çok seviyorum. Mesela ‘incinsen de incitme’ diyor. Hangi din mensubu diyor bunu. Keşke hepsi deseydi. O zaman din savaşı denen bir şey çıkmazdı. Bu felsefeden çok etkilendim. Hz. Ali peygamberimizin damadıdır. Sünnilikte dördüncü halife, Şiilikte ise birinci imam olarak tanımlanan bir kişiliktir. Rivayette diyor ya Peygamber Efendimiz, ‘Ben ilmin merkeziysem Ali onun kapısıdır’ Hz. Ali seviyesinden geçmeyen İslami bilgiyle uğraşamazsın anlamında. İslam dünyasında çok değerli biri, ehlibeyt kaynağı ve bilim kapısı olarak görüyorum.”

“ALEVİLİĞE BİR BİLİM ADAMI OLARAK BAKIYORUM”

Alevilik felsefesini takdir ettiğini vurgulayan Japon Wakamatsu şöyle devam etti:

“Aleviliğe şimdi bir bilim adamı olarak bakıyorum. Ben bir antropologum. Antropoloji okurken, yüksek lisanstan sonra çalışma sahası seçmek zorundasınız. Benim ilgimi çeken noktası dini adet, dini ritüeller, kimlik mücadelesi. Bu tür konular antropolojide. Ama bunlarla ilgilenirken ben Arjantin’in ortasında da olabilirdim, Amazon ormanlarının içinde de olabilirdim, Aborjinlerin içinde de olabilirdim, Güneydoğu Asya’da küçücük bir adadaki milletle de ilgileniyor olabilirdim. Özellikle Aleviliği seçtim diye bir şey yok. Yüksek lisans öğrencisiyken Tokyo’dayım. Kyoto Üniversitesi’ne Ankara Üniversitesi’nden 7 aylığına gelen bir öğretim üyesi var. Kendisi danışman hocamla arkadaştı. Tokyo’yu gezmek istiyor ve hocam da bana gezdirmemi istedi. Bu vesileyle tanıştık. Ben saha çalışması yapacağım ne seçeyim diye konuşurken Türkiye’yi saha olarak seçtim ve araştırma yaptım. Saha olarak da özellikle Kütahya yöresi, Afyonkarahisar, Eskişehir yöresi, Doğu’da Muş Varto, Dersim, Tunceli’yi sadece dersim olarak algılamıyorum ama tarihi Dersim diyelim, Bingöl’ün Kiğı ilçesi, Erzincan’ın Tercan ilçesi, Tunceli’nin Ovacık, Nazimiye, Pertek, Pülümür, merkez gibi ilçelerde saha çalışmaları yaptım.”

ilgili haberler

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER