‘Diploma krizi’ bu kezde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yolunda..

Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), Türkiye’deki hukuk yolları tükendiğinden dolayı, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın diploma tartışmasını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.

HKP, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın lisans diploması olmadığını ve sunduğu replikaların da birbirinden farklı olduğunu iddia ederek, 2015 yılında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştu. Savcılığın işlem yapmaması üzerine de HKP bu kez başvurusunu Anayasa Mahkemesine taşımıştı. HKP adına Anayasa Mahkemesi başvurusunu ise, bu davada avukatlık üstlenen Ömer Faruk Eminağaoğlu hazırlamıştı.

Anayasa Mahkemesi’nin de başvuru hakkında “Kabul edilmezlik” kararı vermesinin ardından HKP avukatları Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Doğan Erkan konuyu bu kez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıdı.

Konunun tüm ülkeyi ve evrensel hukuku ilgilendirmesi sebepleriyle hem “Etkili Başvuru Hakkı, İnsan Haklarına Saygı Yükümlülüğü” hem de “Hakikati Bilme Hakkı” ihlalleri gerekçesiyle başvuran Parti avukatları, AİHM İçtüzüğü uyarınca “ivedi inceleme” de talep ettiler.

AİHM Başvuru;

“Başvurunun konusu

Başvuruya konu olan olaylar, şikâyetler, iç hukuk yollarının tüketilmesi ve Sözleşmenin 35. maddesinin 1. paragrafında belirtilen altı aylık süre kuralına uygunluk ile ilgili tüm bilgiler başvuru formunun bu bölümünde belirtilmelidir (E, F ve G bölümleri). Bu bölümü boş bırakmanız veya sadece ekte sunduğunuz belgelere atıfta bulunmanız mümkün değildir. Lütfen, Mahkeme İçtüzüğü’nün 47. maddesinin 2. paragrafı ve usulün başlatılmasına ilişkin uygulama talimatı ile birlikte “başvuru formunun doldurulmasına ilişkin açıklamalar” başlıklı belgeyi inceleyiniz.

E. Olayların anlatımı

56.

1. Müvekkil siyasi parti, 10 Ağustos 2014 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimindeki adaylardan Recep Tayyip Erdoğan’ın Anayasanın 101 ve 6271 Sayılı Yasanın 6. maddelerinde öngörülen “yükseköğrenim yapmış” olma şartını taşımadığı, zira basına yansıyan diploma örneklerinin birbirlerinden farklı ve sahte olduğu, böylece Cumhurbaşkanı Seçilme Yeterliğine sahip olmadığı gerekçesiyle, 28.09.2015 tarihinde Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığının düşürülmesi ve Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusu yapılması talebiyle Yüksek Seçim Kurulu’na başvurmuş, YSK ise 29.09.2015 tarihli cevap dilekçesinde, müvekkil siyasi, partinin taleplerini reddetmiş, suç duyurusunda bulunmayı da müvekkil partinin inisiyatifine bırakmıştır.

2. Bunun üzerine müvekkil, Yüksek Seçim Kurulu’na yaptığı başvurudaki aynı gerekçelerle, Recep Tayyip Erdoğan’ın resmi belgede sahtecilik yaptığı iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına kendisi suç duyurusunda bulunmuştur (EK-1: Suç Duyurusu dilekçesi örneği).

3. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu suç duyurusuyla ilgili hiçbir yanıt ya da sonuç bildirmemesi üzerine müvekkil parti avukatlarından Doğan ERKAN, Cumhuriyet Başsavcı vekili ile karar sonucunu öğrenmek üzere görüşmeye gittiğinde, “DİLEKÇENİN İŞLEME KONULMAMASINA DAİR KARAR”ın “KESİN OLARAK” verildiğini öğrenmiştir (EK-2: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Parlamenter Suçları Soruşturma Bürosu’nun 12.11.2015 tarih, 2015/8028 Basın soruşturma, 2015/3235 Basın karar no.lu kararı). Av. Doğan ERKAN’ın, karara itiraz etmek üzere kendilerine tebliğ edilmesi talebi ise, kararın sonuç kısmında “tebliğine yer olmadığı” hükmü bulunduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Ancak Av. Doğan ERKAN’ın ısrarı üzerine, tebliğ yerine geçmek üzere kararı veren Başsavcı Vekili Hüseyin ŞAHİN, “Bilgi mahiyetinde müşteki vekilinin talebi üzerine kararın bir örneği kendisine verildi” notuyla 14.06.2016 tarihi düşülerek kendisine verilmiştir.

4. Ankara Cumhuriyet Savcılığınca verilen karar KESİN KARAR olduğundan ve aleyhinde başvurulacak herhangi bir olağan hukuk yolu olmadığından, ANAYASA MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU yoluna gidilmiştir. (EK-3: Anayasa Mahkemesine yapılan Bireysel Başvurunun örneği)

5. Anayasa Mahkemesi, 03.01.2019 tarih ve 2016/12952 sayılı kararıyla başvurucu müvekkil siyasi partinin Bireysel Başvurusunu kabul edilemez bularak REDDETMİŞTİR. (EK-4: Anayasa Mahkemesi kararı). Karar 14.01.2019 tarihinde başvurucuyu temsilen tarafıma tebliğ edilmiştir. (EK-5: Tebligat parçası)

6. Gerekçesiz Anayasa Mahkemesi kararı; ve yazılı gerekçesiyle savcılık kararı, “İŞLEME KOYMAMA” kararı verilmesi; kararın tebliğ edilmeyeceğine karar verilmesi; karara karşı başvuru yolları belirtilmeyerek “KESİN OLARAK” karar verilmesi, karara karşı başvuru yolu yasal olarak kapatılmadığı halde soruşturma makamının bu yolu kapatması, bir başvuru yolunun bulunmaması veye gösterilmemesi, tek tek ve kül halinde AİHS’nin 13. maddesinde düzenlenen Etkili Başvuru Hakkı’nın, Hakikatı Bilme Hakkı’nın, Anayasanın 36. md. düzenlenen Hak Arama Hürriyeti’nin; AİHS 1. md. ile düzenlenen İnsan Haklarına Saygı Yükümlülüğü’nün, Anayasanın 40. md.de düzenlenen haliyle Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması ilkesinin; aynı maddeyle düzenlenen “devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” kuralının, dolayısıyla hukuk güvenliği ilkesinin; AİHS 7 no.lu Ek Protokol’un 2. mad.de düzenlenen iki dereceli yargılanma hakkının, bu sebeple Adil Yargılanma Hakkının; yasal koşulları taşımayan bir aday ile seçim yarışmasına girildiği düşünüldüğünde EK-1 no.lu protokolün 3. md. ile düzenlenen “serbest seçim hakkı”nın; başvurucunun siyasi parti olması sebebiyle talep ve suç duyurusunun işleme konulmaması ve dahi başvurucunun parti olması sebebiyle kararın tebliğ edilmemesi örgütlenme özgürlüğü/Dernek kurma hakkının (AİHS 11) ihlalidir.

7. Yusuf Halaçoğlu; “Cumhurbaşkanı olmak için 4 yıllık fakülte mezunu olmak gerekir. Erdoğan’ın mezun oldum dediği Sultanahmet’teki İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi onun mezun olduğu zaman üç yıllıktı. Bu nedenle Recep Tayyip Erdoğan’a ait olduğu ortaya atılan Diploma sahtedir.” diyerek, R. Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı Seçilme Yeterliğine sahip olmadığını iddia etmişti. Bu seçimlerden sonra da Cumhurbaşkanı’nın diploması ile ilgili tartışmalar devam etmiş, seçim öncesindeki iddiaların sahibi Yusuf Halaçoğlu; “Ben, Cumhurbaşkanına diploman sahte diyorum beni mahkemeye vermiyor. Normal başka bir şey olsaydı çoktan verirdi. Diyorum ki; 1981 yılında mezuniyet belgesi almışsın, mezuniyet belgende ne resim var, ne gizli damga var, soğuk damga var. Dekanın da mührü yok. İmza var, mühür yok. Kazıntı ve silinti yoktur diyor diğerlerinde resim var, soğuk damga var. Seninkinde niye öyle değil? Oraya not düşülmüş, ‘elden aldım’ diye. Mezuniyet belgenin sonrasında kurulmuş bir üniversiteden nasıl mezun olabilirsin? Marmara Üniversitesi’nin diplomasını nasıl alırsın diye soruyorum ve İşletme mezunu olarak nitelendiriliyor. Halbuki İşletme ile alakası yok.” diyerek ısrarla iddialarının arkasında durmuştur. Gerçekten de Halaçoğlu tarafından iddia konusu yapılan eksikliklerin tamamı, ekte bir örneğini sunduğumuz 3/4/1981 tarihinde verilen “Mezuniyet Belgesi”nde bulunmaktadır (EK-6). Dahası bu tarihte yani 1981 ve öncesinde adı geçen okulda öğretim süresinin üç yıl olduğu açık seçiktir.

Diğer yandan, bu meziyet belgesine göre Tayyip Erdoğan’ın mezun olduğu okulun adı: İSTANBUL İKTİSADİ VE TİCARİ BİLİMLER AKADEMİSİ’dir.

Araştırmacı Yazar Ergun Poyraz; R. Tayyip Erdoğan’a ait olan diploma aslını yayınlamıştır (EK-7). Ekte örneğini sunduğumuz ve R. T. Erdoğan tarafından İstanbul 15. Noterliği’nin 13 Nisan 1994 tarih ve 0424 yevmiye numaralı işlemi ile onaylattırılan diploma ise yukarıda belirtilenden farklıdır. Buna göre Tayyip Erdoğan, MARMARA ÜNİVERSİTESİ İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ MEZUNUDUR.

Marmara Üniversitesinden nasıl olur da sonradan kendisine bağlanan akademi diploması değil, Tayyip Erdoğan buradan mezun olduktan sonra kurulan Marmara Üniversitesi diploması verilir, anlamak mümkün değildir. Açıkça bir sahtelikler süreci örülmüştür.

Bu yine yalnızca sureti bulunup aslı bulunmayan diploma örneğinin, bu kez EK-7’daki suretinin fotokopisinin 2014 yılında yeniden bir başka notere onaylattırıldığını görüyoruz (EK-8). Bu onaylı suret ise Cumhurbaşkanlığı seçimleri için YSK’ya verilmiştir. Aşağıda detaylı açıklamalarımız ayrıca yapılma üzere, çıplak gözle ilk görülen, ilk suret onayındaki mührün, ikinci suret onayında daha sola kaydığıdır. Daha önce basılmış mühür nasıl olur da ikincisinde yer değiştirir. Bu açıkça bir sahtecilik işareti değil midir?

8.ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ İHLALE KONU KARARI:

Savcılığın başvuru konusu kararında pek çok hukuksuzluk mevcuttur. Şöyle ki:

I- Recep Tayyip Erdoğan’ın mezun olduğu okul hakkında bir kafa karışıklığı da savcılık yaratmıştır. Savcılığa göre Tayyip Erdoğan İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ İKTİSADİ VE TİCARİ İLİMLER AKADEMİSİ TİCARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ’nden mezun olmuştur.

II- Savcılık her ne kadar konunun esasına girme yetkisinin olmadığını ve bu nedenle dilekçeyi işleme koymama kararı verdiğini ifade etse de, “incelenen belgeler ve yapılan işlemler” başlığında olayın esasına girdiği, Cumhurbaşkanlığı internet sitesine girdiği, basında çıkan haberleri incelediği savcının kararda geçen KENDİ BEYANLARI ile sabittir. Nitekim nasıl tespit ettiğini anlayamadığımız bir şekilde yukarıdaki okuldan mezun olduğu tespitini yapmıştır. Bu tespitini şöyle tamamlamıştır savcılık: “DOSYADA MEVCUT DELİL DURUMU NAZARA ALINDIĞINDA OLAYDA UNSURLARI İTİBARİYLE OLUŞMUŞ SUÇ BULUNMADIĞI ANLAŞILMIŞTIR.” Ancak bu hükmün hemen altında, savcılık olarak “savcılığımızın bu sıfata (cumhurbaşkanlığı sıfatına) sahip kişiler haklarından soruşturma ve kovuşturma yapma yetkisinin bulunmadığı…”. Bu durumda:

i- Savcılık sunduğumuz belge ve beyanlar konusunda hiçbir inceleme yapmamıştır.

ii- Savcılık, yalnızca kendi basından derlediği bilgilere ve Cumhurbaşkanlığı sitesine atıf yapmıştır. Yani, şikayetli aleyhine delil incelememiş, ancak lehine olduğunu düşündüğü yanlış delillerden bahsetmiş ve kararında belirtmiştir.

iii- Madem savcılık, esasa girecekti, neden “soruşturma yapma yetkisi bulunmadığı” gerekçesiyle hüküm vermiştir?

iv- Şayet soruşturma yetkisi yoksa savcılık, nasıl esasa girip, sözde delil inceleyip, “SUÇ OLUŞMAMIŞTIR” diyebilmiştir. Bu tespit, usulü bir engel bulunmadığı düşüncesindeki savcının ancak esasa girdikten sonra verebileceği bir karar değil midir? (CMK 160-171)

v– Esasa girilip, bir “suçsuzluk” kararı verilmesi, esasen kovuşturmaya yer olmadığı niteliğinde iken, neden DİLEKÇEYİ İŞLEME KOYMAMA kararı KESİN OLARAK verilmiştir? Görülmektedir ki bu karar açıkça itiraz yolunu (iki dereceli yargılanmayı ve etkili başvuru hakkını) kapatmak için verilmiştir.

vi- Kaldı ki savcı, dilekçeyi işleme koymamış değildir, esasa girmiş, ancak ne sunduğumuz delilleri, ne de yukarıda anlattığımız delilleri hiç incelemeden, SUÇSUZLUK kararı vermiştir. Suçsuzluk kararı, bir İŞLEME KOYMAMA kararı DEĞİLDİR.

vii- Sonuç olarak savcılık, şikayetli lehine bir hüküm verebilmek için, bu kısma dönük olarak esasa girebilirken, şikayetli aleyhine delil incelememesinin yolunu ise “yetkisizim, inceleyeme, dilekçeyi işleme koymuyorum” formülüyle kurgulamıştır. Ancak bu açıkça şikayetli yanında taraf olmak sebebiyle yaratılan çelişki, Hukuk Güvenliği ilkesiyle, ADİL YARGILANMA HAKKI ile, ve ETKİLİ BAŞVURU HAKKI ile açıklanamaz.

III- Savcının kararını, müvekkilin “suçtan zarar gören olmadığı” gerekçesiyle tebliğ etmeme kararı vermesi de hak ihlalidir. Bu yolla, müvekkilin aylarca haberdar olamadığı karar sonucuna karşı itiraz yollarına başvurulması engellenmiş, geciktirilmiştir.

IV- Belirtmek gerekir ki suç duyurusuna konu olayın zarar göreni, BÜTÜN BİR TOPLUM, BÜTÜN BİR HUKUK DÜZENİDİR. Cumhurbaşkanı olmaya yeterliği bulunmayan bir kişinin o makamda olması bütün bir toplumsal düzeni ve hukuksal ilkeleri yok eder. Yetkin olmayan bir cumhurbaşkanı, örneğin “ben anayasaya uymuyorum”, “anayasa mahkemesi kararına uymuyorum”, “ülkede rejim değişmiştir, anayasayı ona uydurmak gerekir”, “ben yargının da cumhurbaşkanıyım” diyebilir, ve işlem, eylem ve kararlarını bu çerçevede “hukuk”sallaştırabilir.Böyle bir durumda, şekli bir yorumla, Türk Ceza Kanunu’ndaki doğrudan bireylere yönelen eylemlerin zarar göreni, bu olaya uyarlanamaz. Ya da kıyasen uyarlandığında, bütün bir toplumsal sözleşmenin zarar gördüğü yorumu yapılabilir. Öğretide bu duruma da “dolaylı zarar” denmektedir.

V- Bir siyasal parti, ülkede hukukun, demokrasinin, hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla kurulur. Bu minvalde, aslında bu kurum ve kavramları temsil etmesi gereken cumhurbaşkanının aynı mezuniyete ilişkin 3 farklı diploması (dolayısıyla sahte diploması) var ise, siyasal parti çok doğaldır ki bunun hukuksal araştırmasını yapacaktır. Siyasal partinin, devletin en tepesindeki makamda bulunan kişinin bu eyleminden zarar görmediğini savunmak, onun siyasal amaç ve eylemlerini, temsil kabiliyetine dönük amaç ve eylemlerini, hasılı parti olma/örgütlenme hak ve eylemlerini engellemek anlamına gelir. Bu kıstas ile siyasal parti hiçbir ETKİLİ BAŞVURU yapamaz. Hiçbir İTİRAZ yolunu kullanamaz.

VI- Esasen, anayasal ve yasal koşulları taşımayarak anayasayı ve yasayı ihlal ederek cumhurbaşkanlığı seçilen bir kişi, müvekkilin SERBEST SEÇİM, EŞİT YARIŞMA haklarını da ihlal etmektedir. Müvekkil, Cumhurbaşkanı seçim sürecine dönük seçim propaganda ve faaliyetlerinde, ve dahi muhtemel aday çıkarma koşullarında hukuka aykırı bir eşitsizlik durumunda bırakılmaktadır. Bu nedenle de müvekkil parti hem suçun zarar göreni, hem de serbest seçim hakkı ihlal edilenidir.

1. AİHS 6. madde (Adil yargılanma hakkı).

1. Başvurucunun suç duyurusu üzerine, salt şikayet edilenin şeklen ve tartışmalı olarak Cumhurbaşkanı olması sebebiyle hakkında soruşturma yürütülmemesi; tartışma konusu yapılan zaten cumhurbaşkanı olma niteliklerine ilişkin olmasına rağmen, cumhurbaşkanı dokunulmazlığından yararlandırmak, yapılan başvuru hakkında siyasi dokunulmazlık atfıyla karar veren savcılığın buna rağmen esasa (olaya) da girerek ortada belge ve iddia olmadığı halde, şikayetlinin bir başka üniversiteden -İstanbul Üniversitesi- mezun olduğunu söylemesi, şikayetli hakkında adil bir yargı kurulamadığını göstermektedir

2. İnsan Haklarına Saygı Yükümlülüğü

Hukuk devleti ilkesi ve sözleşmenin temel kuralı olan insan haklarına saygı yükümlülüğü, siyasal idarenin en tepesinde bulunan kişi tarafından sahte diploma ibraz etmek suretiyle ihlal edilmiş; savcılığın soruşturma yürütmeyip, dilekçeyi işleme dahi koymaması, bu ilkenin bir diğer ihlali olmuştur.

3. AİHS 6. madde (Adil yargılanma hakkı)

Savcı, “dilekçeyi işleme koymama” kararı vermiş ve bu arada esas olay hakkında da bir karar vermiştir. Esasa girmesi ile bir yargı kararı vermiş olmaktadır. Buna rağmen adil bir usul işletmeyerek aslında niteliği itibariyle yargı kararı verirken “dilekçeyi işleme koymama kararı” vererek yaptığı yargılama faaliyetine katılma mekanizmalarını kapatmıştır. Bu da bir başka adil yargılama hakkı ihlalidir.

4. AİHS 6. madde (Adil yargılanma hakkı)- Mahkeme hakkı

Savcılığın tüm bu amorf karar sürecinin sonunda verdiği ve usulde bulunmayan “dilekçeyi işleme koymama” kararına karşı itiraz yolunu da kapatması ve KESİN OLARAK karar vermesi, şikayet edilen hakkında hiçbir adil yargı süreci kurulmamasına sebep olmuştur. Böylece İTİRAZ hakkı, iddiaların MAHKEME ÖNÜNDE TARTIŞILMASI hakkı, iki dereceli yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.

5. AİHS 13. madde (Etkili başvuru hakkı)ü

Başvuru hakkında “dilekçenin işleme konuılmaması” kararı verilmesi, gerekçe olarak şikayetlinin tartışmalı dokunulmazlığının gösterilmesi, ve İTİRAZ YOLUNUN KAPATILMASI Etkili Başvuru Hakkının ayrı ayrı ihlalleridir.

6. AİHS 13. madde (Etkili başvuru hakkı)

Anayasa Mahkemesi, gerekçesiz bir kabul edilemezlik kararı vermiştir. Adil ve adli usule hiçbir aşamada uyulmamış, iddia ve itirazlarımız incelenmeden, tartışılmadan reddedilmiştir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararıyla da etkili başvuru hakkı ihlal edilmiştir.

7. Hakikati Bilme Hakkı

Birleşmiş Milletler insan hakları ve olağanüstü hal Özel Raportörü tarafından düzenlenen olağanüstü hal ve istisnai koşullarda askıya alınmayacak haklar üzerine uzmanlar Toplantısında hakikati bilme hakkının “uluslararası teamül hukukunun bir normu” olduğu kararına varılmıştır (Birleşmiş Milletler Belgesi, E/CN.4/Sub.2/1995/20, EK I, par. 40, s. 57.). “Hakikati bilme hakkı sadece mağdurlar için değil toplumun kendisi için de gerekli olan bir haktır. Cezasızlıkla Mücadele için Eylem yoluyla İnsan Haklarının Korunması ve Desteklenmesine ilişkin Prensipler Seti taslağında belirtildiği gibi bu hakkın “tam ve etkili bir şekilde yerine getirilmesi […] gelecekte ihlallerin tekrar gerçekleşmesini önlemek için zaruridir.” (Birleşmiş Milletler Belgesi, E/CN.4/Sub.2/1997/20/rev.l, EK II, s. 19, Prensip 1.) Dolayısıyla, Hakikatı Bilme Hakkı, Etkili Başvuru Hakkı’nın da bir parçasıdır. Başvuru konusu savcılık kararı ile Hakikatı Bilme Hakkı da ihlal edilmiştir.

8. AİHS 14. madde (Ayrımcılık Yasağı)

Başvurucu, yalnızca siyasal iktidar üyesi olduğundan, siyasi-idari makamıyla ilgisi olmasa da hakkında hiçbir cezai soruşturma yürütülememekte, dokunulmazlık gerekçesi gösterilmektedir. Özellikle kişisel suçlarda da idari dokunulmazlık zırhıyla korunarak soruşturma/kovuşturma yürütülememesi, Ayrımcılık yasağı ihlalidir.

9. AİHS EK-1 no.lu protokolün 3. maddesi (serbest seçim hakkı)

Müvekkil başvurucu siyasi parti, şikayetlinin haiz olmadığı cumhurbaşkanı adaylığı niteliklerine rağmen cumhurbaşkanı adayı yapılması karşısında, hukuki, eşit ve adil olmayan bir yarışta baştan yenilgiye sokulmaktadır. Bu nedenle serbest bir seçim süreci yürütülememektedir.”(Odatv)

Jurnalci.com