Sabancı Suikastı’ndaki Sır Perdesi 20 Yıl Sonra Aralanacak mı?

Sabancı Suikastı’nın katil zanlılarından olan DHKP-C üyesi İsmail Akkol’un Aydın Söke’de yakalanması ülke gündemine bomba gibi düştü.

Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (DHKP-C) üyesi iki canlı bombadan birisi olan Özdemir Sabancı suikastı zanlısı İsmail Akkol’un bir diğer DHKP-C üyesi canlı bomba Fadik Adıyaman ile Yunan adalarından yasa dışı yollarla Didim’den Söke’ye geçtikleri, zanlıların Söke Otogarı’ndan Eskişehir’e gitmek üzere bilet aldıkları ve otobüse binmeden sahte kimlikle yakalandıkları ortaya çıktı.

Aydın Emniyet Müdürü Halis Böğürcü, yakalanan iki zanlıyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Böğürcü, basın açıklamasında şunları kaydetti: “Bu gün saat 10.50 sıralarında Söke İlçe Emniyet Müdürlüğü, Söke Otogarı’nda 64 AN 158 plakalı otobüse binerken durumundan şüphelenilen ‘Hatice Çalışkan’, ‘Zeynel Abidin Gümüş’ kimlikli kişilerin kontrollerinde ibraz ettikleri kimlik bilgilerinin tutarsız olduğu görüldü. Bunun üzerine ilçe emniyet müdürlüğüne götürülmek istendiğinde görevlilerimize direnerek ‘Yaşasın özgürlük, devrimci direnişimiz’ sloganı atmaları üzerine otobüste bulunan eşyalarıyla birlikte Söke Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

Üzerlerinde ve seyahat ettikleri otobüsteki eşyalarında yapılan aramalarda bir RPG7 Roketatar, buna ait iki sevk fişeği, iki roket, üç el bombası, iki tabanca, 132 mermi, dört şarjör, patlayıcı madde olduğu değerlendirilen 100 gram beyaz toz. Bir tabla, elektrikli ısıtıcı, yağmurluk, 3 bin 195 lira, 135 Avro, ele geçirildi.

Yapılan incelemede ‘Zeynel Abidin Gümüş’ sahte kimlikli kişinin gerçekte İsmail Akkol olduğu, ‘Anayasal düzeni zorla değiştirmeye çalışmak’ suçundan arandığı, Hatice Çalışkan sahte kimlikli kişinin Fadik Adıyaman olduğu ve ‘Silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan arandığı tespit edildi.”

Çok sayıda silah ve patlayıcı madde ile yakalanan Akkol ve Adıyaman’ın yapılan araştırmalar sonucunda büyük bir kente gitmek istedikleri anlaşıldı. Zanlıların varış hedefinin İzmir, İstanbul veya Ankara olduğu üzerinde duruluyor.

Olası Eylemler İçin MİT Uyarmıştı

Kırmızı bültenle aranan Sabancı Suikastı’nın zanlılarından İsmail Akkol ile 2013’te AK Parti ve Adalet Bakanlığı’na yönelik roketarlı saldırının faili Hasan Biber’in geçtiğimiz hafta Yunanistan’dan ayrıldıkları öne sürülmüştü. Akkol ve Biber’in sahte kimliklerle Türkiye’ye sızdığı bilgisinin alınması üzerine MİT, iki teröristin sansasyonel eylemler için Türkiye’ye geldiği bilgisiyle tüm illerdeki güvenlik birimlerini uyarmıştı.

ismail-akkol-sabanci-suikasti-faili

Ne olmuştu?

9 Ocak 1996’da İstanbul 4. Levent’teki Sabancı Center’da Sabancı Holding Yönetim Kurulu Üyesi Özdemir Sabancı ile ToyotaSA Genel Müdürü Haluk Görgün ve Özdemir Sabancı’nın sekreteri Ayşe Nilgün Hasefe, terör örgütü DHKP/C üyesi Fehriye Erdal, İsmail Akkol ve Mustafa Duyar tarafından düzenlenen silahlı saldırıda yaşamını yitirmişti.

Sabancı Suikastı’nın zanlılarından İsmail Akkol ve Fehriye Erdal, çareyi yurt dışına kaçmakta bulurken Mustafa Duyar ise, pişmanlık yasasından yararlanmak için teslim olduktan sonra kaldığı cezaevinde Karagümrük Çetesi tarafından öldürülmüştü.

İsmail Akkol, 20 Yıldır Aranıyordu

Sabancı Suikastı’nın yurt dışındaki zanlılarından birisi olan İsmail Akkol’un ilk kez 2014 yılında izi bulundu.

2000’li yılların başında önce Belçika’da ardından ise Almanya’da kaldı. Almanya’dan sonraki durağı Yunanistan olan Akkol, burada Çetin Bayır sahte ismiyle siyasi mülteci olarak uzun süredir yaşıyordu. DHKP-C tarafından “İsa” kod adı verilen Akkol, Atina’nın Neoskosmos semtindeki üç katlı bir evin çatı katında yaşıyordu. Akkol ayrıca “Mehmet” adını kullanıyor ve bu isimle sahte bir kimliği bulunuyordu.

Akkol, 12 Şubat 2014’te Neoskosmos semtindeki kaldığı apartmana düzenlenen DHKP-C operasyonunda yakalanan dört kişiden biriydi. Yunanistan, Akkol için Türkiye’nin iade başvurusu kabul etmedi. Akkol’a silah ve patlayıcı madde bulundurmak suçundan 8 yıl ceza verildi ama Komşu, Akkol’u Temmuz 2015’de şartlı tahliye kararıyla serbest bıraktı.

Sabancı Suikast sonrası Erdal’la birlikte yurt dışına kaçan İsmail Akkol için Adalet Bakanlığı’nın talebi üzerine Interpol’ün kırmızı bülteni çıkarılmıştı.

manset-6705

Fehriye Erdal Hâlâ Firarda

Cinayetin faillerinden Fehriye Erdal, Belçika’da 26 Eylül 1999 tarihinde Neşe Yıldırım adına düzenlenen sahte pasaportla yakalandı. Belçika, zaman içerisinde Türkiye’nin iade taleplerini sürekli reddederken Erdal’ın siyasi sığınma başvurularını da geri çevirdi.

Yıllar süren adli oturumlar ardından “Belçika’da işlediği suçlar” çerçevesinde Erdal’ı 2007 yılında 4 yıl hapis cezasına çarptıran Belçika da Erdal’ın firar etmesini önleyemedi. Türkiye’de suçlar nedeniyle Erdal’ın yargılanmasına pek sıcak bakmayan Belçika’nın bu tutumu ikili ilişkilerde zaman zaman gerginliğe neden oluyordu.

Belçika’da ikamet ettiği yerde göz hapsinde bulunduğuna inanılan ve karardan 2 gün önce “izini kaybettiren” Erdal’ın 2011 yılında Gazet van Antwerpen ve Het Belang Van Limburg adlı Belçika gazeteleri tarafından öldüğü iddia edilmişti. Gazetelerin bu iddiası zaman içinde bugüne kadar doğrulanmadı. Fehriye Erdal’ın hâlâ firar olduğu biliniyor.

Sabancı Center binasında çalışan ve diğer iki zanlının binaya girmesini sağlayan Fehriye Erdal, 3 Kasım 1996’da meydana gelen Susurluk Kazası’nda ölen polis müdürü Hüseyin Kocadağ’ın aracılığı ile işe alınmıştı.

fehriye-erdal

Mustafa Duyar, Karagümrük Çetesi Tarafından Öldürmüştü

Mustafa Duyar, pişmanlık düzenlemesinden faydalanmak için 22 Aralık 1996’da Suriye’de Türkiye’nin Şam Büyükelçiliği’ne teslim oldu.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından Türkiye’ye getirilen Duyar, 9 Ocak 1997’de savcılığa çıkarıldı. Teslim olduktan 18 gün sonra dönemin İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı İrfan Özliyen’e verdiği 13 sayfalık ifadesinde ilginç açıklamalar yaptı.

26 yaşındaki Mustafa Duyar, konuşmaya karar verdiği ve suikastla ilgili ifade vermeye hazırlandığı bir dönemde 15 Şubat 1999 tarihinde Afyon E Tipi Kapalı Cezaevi'nde çıkan bir isyanda  “Karagümrük Çetesi” olarak bilinen grubun lideri “Nuriş” lakaplı Nuri Ergin’in talimatıyla tabancayla vurularak öldürüldü.

sabanci-suikasti-faili-mustafa-duyar

“Bu devlet bana Mustafa Duyar'ı öldürttü”

Ergenekon iddianamesinin delil klasörlerinde de bulunan ve 2 Eylül 2008 tarihinde basına da yansıyan bir videoda Karagümrük Çetesi lideri olarak bilinen ünlü mafya babalarından Nuri Ergin’in sekiz yıl önce cezaevinde çıkardıkları isyan sırasında çekilen ve Özdemir Sabancı suikastının faili Mustafa Duyar’ı öldürme emrini kendisine Tuğgeneral Veli Küçük’ün verdiğini söylediği görülmüştü.

Nuri Ergin, “Bu devlet bana Mustafa Duyar'ı öldürttü, ben öldürdüm. Şimdi canlı söylüyorum. Veli abiyi ara, Veli Küçük'ü ara. Bizi sor! Başka bir şey söylemiyorum. Allah'a emanet olun!” demişti.

İşte o ifadeler

İddialara göre, Mustafa Duyar öldürülmeden önce Gazeteci Can Dündar’a “her şeyi” anlatacaktı. Ancak Adalet Bakanı’nın izin verdiği röportaja dönemin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun izin vermedi. Ertosun, “Duyar para istemişti, izin vermedik” savunmasını yapmıştı. 

15 Şubat 1999’da Afyon Cezaevi’nde “Karagümrük Çetesi” olarak bilinen Nuri Ergin’in talimatıyla öldürülen Duyar’ın o dönem savcılığa verdiği çarpıcı ifadesinden satır başları:

Bir çarşamba günü İsmail Akkol’la birlikte Bayrampaşa Cezaevi’ne gittik. Siyasi tutuklularla açık görüş mümkün olmamasına rağmen Ercan Kartal’la o gün açık görüş yaptık. Ercan bize ’Eyleme hazır mısınız?’ dedi. ’Hazırız’ dedik. ’Nereye kadar hazırsınız’ dedi, ’Sonuna kadar hazırız’ dedik. Ercan bize hedefin Sakıp Sabancı ve Sabancı Center’ın 25. katı olduğunu söyledi. Elinde bulunan bir defterden bizlere Sabancı İş Merkezi’nin krokilerini göstererek, yapacağımız eylemin bütün özelliklerini tüm ayrıntılarıyla anlattı. Bize tüm giriş çıkış yerlerini ayrıntılı olarak gösterdi. Bu bilgiler ve krokiler bir deftere tükenmez kalem ile çizilmişti. Dışarıdan gelen istihbari bilgilerden faydalanmak suretiyle krokilerin cezaevinde hazırlandığı açıkça belli oluyordu. Ercan, eylem sırasında Sabancı Center’da çalışan bir bayanın bize yardımcı olacağını söyledi. Sabancı Center’a gideceğimiz zaman giymek üzere elbise ve çanta almak için bize 100 milyon lira verildi. Sabancı Center’a yakın Gültepe’de bir eve yerleştik. Elbise ve çantaları alıp bekledik.

3 adet susturuculu 7.65 mm. çaplı yeni Valter marka tabancalar ve bir adet cep telefonu bir paket halinde bizim bulunduğumuz eve geldi. Gelen notta eylemin pazartesi günü yapılacağı yazılıydı. Ancak gelen bir diğer notta Sakıp Sabancı’nın yurtdışına çıktığı, eylemin ertelendiği bildirildi. Eylemin yapılacağını dair yeni not geldi. Ancak bu sırada Sabancı Güneydoğu sorunuyla ilgili bir rapor hazırlamış ve açıklamıştı. Eylemin yapılması halinde başka değişik yorumlara yol açabileceği düşünüldü ve eylem ertelendi. 4 Ocak 1996’da Ümraniye Cezaevi’nde meydana gelen olaylardan sonra eylem talimatı geldi. ’Ofiste kim varsa öldürün’ şeklinde haber geldi.

’Annem evde’ derse Sakıp Sabancı orada

Cumartesi akşamı gittiğimiz bir evde Fehriye bizi bekliyordu. Ben Fehriye’yi daha önce oturduğumuz Derbent Mahallesi’nde tanıyordum ancak samimiyetimiz yoktu. Eylemin ayrıntılarını konuştuğumuz Fehriye’ye bizdeki cep telefonunun numarasını verdik. Fehriye bize eylemin pazartesi günü yapılacağını, cep telefonuyla bizi arayıp ’Annem evde’ derse Sakıp Sabancı’nın orada olduğunu, ’Annem evde yok’ derse orada olmadığını öğrenecektik. Fehriye bizi ön kapıda karşılayacaktı, birlikte 25’inci kata çıkacaktık ve kendisi oradan ayrılacaktı. Dış kapıda sorun çıkarsa temizlik şirketine geldiğimizi söyleyecektik.

Bacaklarımıza silahları sardık

Pazartesi günü silahları susturucuları ile birlikte bacaklarımıza sardık, tıraş olup yeni aldığımız elbiseleri giydik, evden çıktık. Fehriye bizi aradı. ’Annem evde yok, yarın görüşürüz’ dedi. Yeniden kaldığımız eve döndük. Ertesi gün sabah aynı şekilde evden çıktık. Fehriye 09.58’de ’Annem evde’ diye aradı, ’Saat 10.00’da görüşürüz’ dedi. Bu saat 10.00’da Sabancı Center’ın ön kapısında buluşacağımız anlamına geliyordu. Sabancı Center’ın önüne geldiğimizde kapıdaki görevli nereye gideceğimizi sordu. Temizlik şirketine gideceğimizi söyledik. Görevli temizlik şirketini aradı ve bizi D kapısına yönlendirdi. D kapısında başka bir görevli kimliklerimizi aldı, kaydetti. Bizden telefon numarası istedi, hayali bir numara söyledik. Bize turnikelerden geçmek için gerekli olan birer kart verdi ve turnikelerden geçtik.

15. katta, 15 dakika bekledik

Temizlik firmasından gelen bir görevli bizi karşıladı, birlikte aşağıya indik. Onu atlatmak için postaneye gireceğimizi söyledik ve girdik. Görevli temizlik firmasının yerini gösterip ’İşiniz bitince gelin’ dedi. Burada bir bayana yemekhanenin yerini sorduk, bize merdivenleri gösterdi. Oradan asansörlerin bulunduğu bölüme çıktık. 15’inci katın düğmesine bastık. Buradaki tuvalete girdik, silahları çıkardık, susturucuları taktık ve belimize silahları yerleştirdik. Fehriye Erdal’ı bekledik. 15 dakika kadar sonra geldi. Bize Sabancılar’a kahve vereceğini, son kez durumu gözleyeceğini söyledi ve 25’inci kata çıktı.

Heyecanlandı ’Size başarılar’ dedi ve gitti

2-3 dakika sonra geldi ve ’Yukarıda yedi kişi var, bir odada Özdemir Sabancı ve Genel Müdür, diğer odada Sakıp Sabancı ve kardeşleri toplantı halinde’ dedi. Ben ’Sakıp Sabancı hangi odada’ dedim, ’Soldaki odada’ dedi. Birlikte 25’inci kata çıktık. Fehriye kartıyla kapıyı açtı. Sakıp Sabancı’nın bulunduğu odayı göstermesini söyledim. Önce sağdaki, sonra soldakini gösterdi. Heyecanlanmıştı. Tekrar sordum. Soldaki odayı gösterdi ve ’Benim görevim bitti, size başarılar dilerim’ deyip ayrıldı. İsmail ile içeri girdik. İsmail’e sekreteri etkisiz hale getirmesini söyledim. İsmail sekreteri vurdu. Ben içeri girdim. Özdemir Sabancı’yı ve bir şahsı gördüm. Sakıp Sabancı’yı aradığım için odanın diğer bölümlerine baktım, kimseyi göremedim. Bunun üzerine iki metre kadar mesafeden Özdemir Sabancı’ya üç el, Haluk Görgün olduğunu öğrendiğim diğer kişiye iki el ateş ettim. Haluk masanın arkasına geçmeye çalıştı, tekrar yanına yaklaştım iki el göğsüne ateş ettim.

İsmail çantayı odada unutmuştu

Tekrar Özdemir Sabancı’ya yaklaştım, bir el daha ateş ederek silahı çantaya koydum ve odadan çıktım. Sakıp Sabancı ve diğerlerinin diğer odada olduğunu anlamıştım. Ancak Sakıp Sabancı’nın bulunduğu odaya girmek istemedim ve bir an önce oradan ayrılmayı düşündüm. Yanımızda yedek bir şarjör mermi daha vardı ve ayrıca bir kutu mermi de çantamızda bulunuyordu. Fehriye Erdal heyecanlanarak Sakıp Sabancı’nın bulunduğu odayı bana doğru olarak gösteremeyince olay bu şekilde gerçekleşti. İsmail de heyecanlanarak çantasını sekreterin odasında bırakmıştı.

2 – Yatla Rodos’a gittim

Asansöre yaklaştığım sırada daha önce hazırlanan parti bayrağını olay yerine bırakmadığımı hatırladım. Çantamdan parti bayrağını alarak girişe sekreter odasının önüne, yere bıraktım. Talimat bu şekilde verilmişti.

Daha sonra İsmail’le asansöre bindik. 19’uncu katta bir bayan da bindi. Sorduk, zemin kata ineceğini söyledi, birlikte indik. Çıkış turnikelerine yöneldik. İsmail elindeki kartla turnikeden geçmek istedi ama turnike açılmadı. Yandaki turnikenin bir kısmının açık olduğunu gördüm, oradan çıktık ve binayı terk ettik. Bir hafta boyunca istanbul’da İsmail’le aynı evde kaldık.

Bir hafta sonra ayrı ayrı buradan ayrıldık. 2 ay boyunca istanbul Merter’de bir evde saklandım, hiç dışarı çıkmadım. Yurtdışından görevli olarak gelen bir şahıs beni Küçükbakkalköy’de bir eve götürdü, fotoğrafımı çekti ve sahte pasaport hazırlayacağını söyledi. Daha sonra bu evde bana sahte pasaport düzenledi. Pasaportu bana teslim etti. İsmail ve Fehriye’ye de pasaport hazırladığını söyledi.

Otobüsü kaçırdık

Önce Fehriye ile benim yurtdışına gideceğimizi, daha sonra İsmail Akkol’u kendisinin götüreceğini söyledi. 10 gün sonra bu şahıs beni Cennet Mahallesi’nde bir benzinlikte bekleyen otobüse götürdü.

Otobüse Fehriye Erdal’ı yerleştirdiğini, beni de bu otobüse bindireceğini, otobüsün gizli bölmelerinde saklanacağımızı söyledi. Ancak geciktik. Otobüs bizi beklememiş. Fehriye bu otobüsle yurtdışına çıkmış. Bu şahıs yurtdışını arayarak kalacağım yer için adres aldı. Ben Kartal’daki bu eve 12 Mart 1996’da gittim ve iki ay kadar burada kaldım. 18 Mayıs 1996’da Hakan isminde bir şahıs geldi, bana ayakkabı, pantolon getirdi. Birlikte otosuna bindik, önce Yalova’ya sonra Marmaris’e gittik. Marmaris’te beni üzerinde İtalyan ve Yunan bayrakları bulunan bir yata bindirdiler. Hakan yata binmedi.

Bindiğim yattaki İtalyan nereye gideceğimi sordu. Rodos Adası’na gideceğimi söyledim. Gideceğim yerler hakkındaki talimatı bana Hakan vermişti. İtalyan çok az Türkçe biliyordu, bu sebeple fazla bir şey konuşamadık. Rodos Adası’na gittik. Orada bekleyen bir yata geçtik. Yatta Faruk ve Ahmet isminde iki kişi beni karşıladı. Yat ile kıyıya çıktık, bir otoya bindik.

Atina’da 40 gün

Faruk ile bir gemiye binerek Atina’ya gittik. Atina’da Kalender isimli bir kişinin evinde 40 gün kaldım. Bana ’Nazım Avcı’ adına düzenlenmiş bir Hollanda pasaportu getirildi. Yanıma Hollanda’da oturan bir bayan verildi ve Almanya’ya gideceğimiz söylendi. Kalender bizi Atina Havaalanı’na götürdü. Bayan ile birlikte uçağa bindik. Dusseldorf kentine gittik.

3- ’Arkanızdayız’ diyen bir devlet yetkilisi olmadı

Havaalanında bizi karşıladılar. Duisburk şehrindeki bir eve gittik. İsmail Akkol bu evde idi. İki ay kadar İsmail’le bu evde kaldık. Eve parti önderlerinden bir kişi geldi ve bize eğitim verdi. Daha sonra Haggna kentinde bir eve gittik. Bu evde bize sahte pasaport, kimlik yapımı ve haberleşmede kullanılan şifreler konusunda eğitim verildi. Önce İsmail Akkol, ’Bülent Erkoç’ adına düzenlenmiş pasaportla Şam’a gitti. Bir hafta sonra da 26 Ekim 1996’da ben ’Turgut Köroğlu’ adına düzenlenmiş pasaport ile Şam’a gittim. Parti önderi Aslan Tayfun Özkök bana Turgut Köroğlu adına düzenlenmiş pasaportu verdi, Hollanda pasaportunu geri aldı. Şam’a gittiğimde götürüldüğüm evde İsmail Akkol vardı. Sonra Lazkiye semtine götürüldüm. Lazkiye’deki eve benim arkamdan Aslan Tayfun Özkök de geldi. Partinin kongre hazırlık çalışmalarını yapıyorlardı. Bana da Hatay’dan gelecek şahısları karşılamamı söylediler. Ancak ben örgütten ayrılmaya kesin karar vermiştim. Bu görevi (Hatay’dan gelecek kişilerin karşılanması) yapmadım. 17 Aralık 1996 tarihinde örgüt evinden gizlice ayrıldım. 22 Aralık 1996 tarihine kadar Şam’da Espana isimli otelde kaldım. Ve o gün Türkiye’nin Şam Büyükelçiliği’ne giderek teslim oldum. Daha sonra Ankara’ya getirildim. ’Neden teslim oldum?’ başlıklı yazıda anlattıklarım bana aittir.

Baretta kullanmadık

Bize herhangi bir devlet yetkilisi ’Siz adam öldürün, biz arkanızdayız’ şeklinde bir şey söylemedi. Suriye’ye ilk girişte yakalanmış ve tutuklanmış değilim. Sabancı cinayetinde kesinlikle Baretta marka tabanca kullanmadık. Valter marka tabanca kullandık. Pişmanlık yasalarından faydalanmak istiyorum.

Özdemir Sabancı Kimdir?

1941 yılında Sadıka-Hacı Ömer Sabancı çiftinin en küçük oğlu olarak Adana’da dünyaya geldi. Tarsus Amerikan Lisesi’nde okuduktan sonra, Manchester Üniversitesi’nde (UMIST) kimya mühendisliği eğitimi aldı. Daha sonra İsviçre’de Kimya mühendisliği alanında ihtisas sahibi oldu.

Sabancı Holding bünyesindeki en büyük sanayi birimlerinden olan “Sasa”yı kurdu ve geliştirdi. Otomotive karşı özel bir ilgisi bulunan Sabancı, Temsa’da Mitsubishi Maraton otobüsleri, minibüsleri ve ticari araçlarının üretimini sağladı.

Toyota’yı Türkiye’de yüzde 50-50 ortaklıkla bir otomobil fabrikası kurmaya ikna etti ve Toyota dünyadaki ilk ortak üretim tesisini kurdu. Sabancı Holding bünyesindeki Sasa, Temsa, Toyotasa, Pilsa, Yazakisa, Sapeksa ve Akkardansa şirketleri de Özdemir Sabancı’ya bağlıydı.

1970’te Sevda Girişken’le evlenen Sabancı, Demir ve Serra isimli iki çocuk sahibiydi.

9 Ocak 1996’da DHKP/C üyeleri Fehriye Erdal, İsmail Akkol ve Mustafa Duyar tarafından Sabancı Center’da uğradığı silahlı saldırıda Toyotasa Genel Müdürü Haluk Görgün ve sekreter Ayşe Nilgün Hasefe’yle birlikte yaşamını yitirdi.

ozdemir-sabanci

Mehmet ŞAHİNCİLEROĞLU – Jurnalci.com