ADAM HAKLI

Hayatımın en verimli, en güzel yıllarının önemli bir bölümü benim hayat görüşümle taban tabana zıt bir anlayışa sahip olan AKP ve Tayyip Erdoğan iktidarında geçti gitti. Bu yıllara ülkem için kayıp yıllar olarak bakıyorum. Zaman zaman yokmuşlar gibi davranmayı denedim ama merak duygumu bastıramadım, yine de açtım tv’yi, gazeteyi ne yapıyor, ne ediyor diye bakmadan edemedim. Geçen 16 senede yüzlerce haberini okudum, konuşmasını dinledim. Sonunda geçen hafta ağzından benim de kafama yatan ikinci bir cümle daha çıktığını duydum.  Birincisi ‘CHP’nin genel müdürü’ idi.

İkincisi ise ‘Tek bir kişiyi koltuğundan etmek üzere siyaset yapılmaz. Bu yüzden milletin gözünde yine kaybedecekler’ idi.

Adam haklıydı, siyaset tek bir kişiyi koltuğundan etmek için yapılmaması gerektiği gibi siyaset para için, mevki için, güç elde etmek için, kişisel tatmin için, kariyer hırsı için, her ne pahasına olursa olsun için de yapılmamalı.

Siyaset etik değerler üzerine geliştirilen yüksek idealler ve değerler uğruna toplumun genelini mutlu etmek ve refah düzeyini arttırmak amacıyla yapılmalı.

Adamın böl ve yönet siyaseti ise toplumu pasta gibi ortadan ikiye bölüp, toplumun ye kürküm ye kesimi ile, hayattan fazla bir beklentisi olmayan, hayatını Van’da çöp toplayarak kazanırken hayatı boyunca bir kere bile üzerinden geçmeyeceği İstanbul’daki köprüyle mutlu olan,  daha fazlasını rüyasında bile görmemiş, sosyal yaşamı dini ibadet ortamlarında ve iftar yemeklerinde bulan, ülke geriye mi ileriye mi doğru yol alıyor fazla da kafa yormayan, uzay çağının değil, 600 yıl öncesinin saltanat hayalini kuran, içe kapanık bir giyim ve yaşam tarzını benimsemiş, reisine güvenip teslim olmuş, reis ne yapsa yeridir diyen, kanaatkar, sürünün bir parçası olmaktan memnun ve mutlu bir bölümünü ziyadesiyle tatmin ve mutlu ederken,

diğer bir bölümü olan;

düşünen, sorgulayan, hak, hukuk, adalet, demokrasi, ifade özgürlüğü arayan, çocuklarına dünya vatandaşlığına uyumlu çağdaş bir eğitim sağlama arzusu taşıyan, gelecek hayalleri kuran, hayatta öte dünyaya ve bu dünyaya maddi yatırımdan başka kültür, sanat gibi manevi değerler olduğunu da cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte çoktan keşfetmiş, bunun hazzına varmış,  bireyselliği benimsemiş, dışa dönük bir yaşam tarzı benimsemiş diğer bir bölümünü ise bedbaht, umutsuz, vurdumduymaz ve çare arayışları içerisinde bırakmıştır.

Bu tek bir kişi geçen 16 senede atı alıp Üsküdar’ı dıgıdık dıgıdık geçerken başta adı ‘ana’ olan muhalefet olmak üzere cümle alem muhalefet ne yapmıştır? Daha doğrusu soruyu düzeltiyorum, ne yapmamıştır?

Adam suçlu olduğu için siyasi yasaklıydı, muhalefetimizin anası, sağ olsun, mecliste oy birliğiyle siyasi yasağını kaldırmıştır. Vizyonunu, niyetini hiç gizlemeyen, amacı bugünlere gelmek olan bir adamın siyasi yolunu sular seller gibi açıp, bunun adına da ‘demokrasi’ demekten hiç çekinmemiştir.

Adam 15 sene aynı yatakta yattığı terör örgütü için aralarındaki menfaat ortaklığı bozuldu diye bir sabah çıkıp ‘KANDIRILDIM!’ demiştir, sonra da zeytinyağı gibi üste çıkıp,  ‘ne istediniz de vermedik’ diyerek ortaklığını itiraf etmiştir.  Muhalefetten hiç kimsenin çıkıp da ‘hayır kandırılmadın, işbirliği içerisindeydin, bu yüzden yargıya hesap vermelisin’ deyip, yargıya taşımak aklına gelmemiştir. Hepsi birden kandırıldığına inanmış gibi yapıp, oyuna devam etmiştir. Bir de üstüne hepsi birden Fetö’nun ele başları adamın partisinde baş tacı edilmeye devam ederken, adamın devletin içinden Fetö temizlediğine inanmış, ya da inanmış gibi yapmıştır. İçlerinden iyi bir bayan hatta bu inanmışlığı abartıp, ‘ben kendisini iyi tanırım, kendisinin Fetö’culuğu filan yoktur’ diye kati ve kesin bir beyanda bile bulunmuştur.

Adamın İran’lı bir ajana devlet menfaatlerini kullanarak ortaklık yaptığı ve altındaki bakanların da bu ortaklıktan rüşvet aldığı ortaya çıkmış, konu yargıya taşınmış, yargıda ört bas edilmiştir. Hiç birisi sonuca itiraz etmemiş, rüşvet alan bakanlara hiç birisi kafayı takmamıştır. Onlar konuyu kapattı diye cümle alem muhalefet de kapatmıştır konuyu. Şimdi o bakanlar BMW cipleri, Mercedesleri ile aramızda dolaşıyorlar.

Adamın paraları sıfırladığı tapeler internette herkesin elinde dolaşırken, muhalefetin aklına bunları yargıya taşımak gelmemiştir.  Mahkemeye delil olması gereken tapeler Facebook’ta çoluk çocuğun elinde komedi malzemesi olup, kim vurduya gitmiştir.

Adam, ABD ve Birleşmiş Milletler kararıyla konulmuş İran ambargosunun delinmesine izin vermiş ve aracı olmuştur, ülkeyi hırsız ve teröre yardım ve yataklık eder konuma düşürmüştür. Adamın uluslararası hukuku ihlal ettiği bilindiği halde bilinmiyormuş gibi davranılmaya devam edilmiştir.

Adam cumhurbaşkanlığına aday olmuştur. Aslında anayasaya göre cumhurbaşkanlığına uygunluk şartlarından eğitim şartı konusunda şaibe taşıdığı bilindiği halde, bu durum konu bile edilmemiş, adaylığına engel olmak için hiçbir girişimde bulunulmamıştır. Bu da yetmemiş, adamla aynı vizyon ve idealleri taşıyan, pastanın diğer yarısından oy alma şansı ve kazanma ihtimali olmayan başka bir adam karşısına rakip niyetine bizzat ‘ana’ muhalefetin kendisi tarafından konulmuştur. Böylelikle adam kolaycana cumhurbaşkanı olmuştur. Cumhurbaşkanı olduktan sonra da yargıda, orduda, bürokraside istediği yerlere istediği kişileri yerleştirmiştir.

Adam ülkede kendi ideolojisine hizmet edecek olan rejime dönmek için dış güçlerin ve Fetö’nun da desteği ile yapılan bir darbenin yapılmasına, önceden haberi ve bilgisi olduğu halde bilerek ya da bilmeden engel olmamıştır. 250 masum insan ölmüştür, bunun sonuçlarını da kendi siyasetini pazarlamak için sonuna kadar kullanmıştır. Bir de üstüne çıkıp,  ‘bu Allah’ın bir lütfudur’ demiştir, hiç birisi çıkıp da ‘biz bu darbenin gerçekliğine inanmıyoruz, sen bu işi biliyordun, engellemedin, 250 masum insanın katliamına sebep oldun, yargıya hesap vermelisin’ dememiştir. Hepsi birden yangına körükle gidip, ‘vay benim cumhurbaşkanıma nasıl darbe yaparlar hainler’ diye en büyük desteği vermişlerdir. Yenikapı’ya gitmişler, halka ‘yaşa cumhurbaşkanım’ sloganları attırıp, adamı kahraman ilan ettirmişlerdir.

Adam 16 Nisan’da rejimi değiştirmek uğruna 23 milyon insanın hakkını çiğ çiğ yiyip, oylarını çalmıştır.  Muhalefetin anası devlet kapısında kendi halinde hakkını aramaya çalışan halka ikinci gün YSK’nın kapısını terk ettirmiştir. Halkı susturmuştur ama kendisi de meclisi terk eylememiştir. Seçim sonucunu kabullenmiş, o tarihten sonraki her politikasında, her konuşmasında, sonucun ‘evet’ çıktığına dair halkı ikna etmiştir.

Adam mevcut anayasayı ihlal edip, partili cumhurbaşkanı olmuştur. TC için kullanması gereken devlet imkanlarını ve mesaisinin çoğunu kendi partisi lehine kullanmış, hiç birisi çıkıp da ‘bu yaptığın anayasaya aykırıdır, yapamazsın, seni anayasa mahkemesine götürüyoruz’ dememiştir.

Adam tutuklu 600 avukat ve 176 gazeteci ile Türkiye’yi dünyada en çok tutuklu gazeteci bulunan ülkeler listesinde liderliğe taşırken, cümle alem muhalefetin aralarından birisi çıkıp, ‘Türk hukuku en adaletli dönemini yaşıyor’, ‘kimse bizden bu adama düşmanlık beklemesin’,  ‘Bu Adamsız Türkiye olmaz’ deyip, adama arkadan destek çıkmış, adamın yandaşlarının gözündeki değerinin katlanarak artmasına katkıda bulunmuştur.

Adamın üniversite okumadığı, 4 yıllık üniversite mezunu olmadığı, anayasaya göre cumhurbaşkanlığının hukuken geçerli olmadığı ortaya çıkmıştır. Hiç birisi çıkıp da ‘ya çıkar diplomanı göster ya da in oradan aşağıya, inmiyorsan götürüyorum yargıya, ispatla diplomanı’ dememiştir. Bu konuda ayaklarına kadar giden halkı, bu konu için zamanını harcayıp, kitap yazan, kendi imkanlarıyla hukuk savaşı veren insanları, dinlememişler, görmezden gelip, dikkate almamışlardır.

Senaryonun bu kısmından sonra, bahaneler hep hazırdı, yok ülkede demokrasi yokmuş da, hukuk yokmuş da, yargı yokmuş da… Bunların hepsi bir günde mi uçtu gitti acaba? Yoksa 16 senede adım adım mı?  Siz bunlar elde iken, adalet mekanizmalarını zamanında kullanıp, adamın önünü kesmek için ne yaptınız ki?

Adam aylar öncesinden yapılması muhtemel baskın bir erken seçimi gökten zembille bir öğleden sonra açıklamıştır. Hiç birisi ‘Ne erken seçimi?, biz seçime hazır değiliz, hem OHAL altında seçim mi olurmuş, seçime gitmiyoruz biz şimdi, hazır olunca sana haber veririz, o zaman yaparsın’ dememiştir.  Hepsi birden ‘Hazırız biz seçime, hüüüülooooğğğğğ seçim!!!’ diye atlamıştır. Sonradan anladık ki, daha adayları bile belli değilmiş. Adayın kim olacağını CHP’nin Genel Müdürü’nün eşi bilmediği gibi kendisi bile bilmiyormuş meğerse.

Seçim haberini duyar duymaz, koştular hemen adamı ‘Adam’ yapan, devletin içine güle güle gülen yerleştiren, kozmik odaya bile gülenleri misafir etmiş,  ‘gülen’ suratlı, mumyalanmış kadim bir büyüğümüzün ayağına… Resmen yalvardılar… Gel bizim çatıya kon da, bu akbabadan kurtar bizi diye… Adam helikopteri bahçeye kondurmasa, İyi Hanım, ‘yok ben cumhurbaşkanı olacağım’ diye tutturmuş olmasa düştüğümüz denizde boğulmamak için az daha yılana sarılacaktık sayelerinde.

95 yıllık köklü bir partinin içinden aylar öncesinden hazır edilip, halka tanıtılmaya başlanması gereken, toplumun her kesimini kucaklayacak, Atatürk ilkelerini benimsemiş, partinin kuruluş misyonları ile uyumlu bir aday çıkartamamış olmanın utancını dahi yaşamamışlar, bu hazırlıksızlık karşısında yüzleri dahi kızarmamıştır.  Bir de üstüne inkar etmişlerdir çatı koşuşturmacalarını. ‘O kişi hiçbir zaman bizim adaylık gündemimizde olmadı’ diye halka yalan söylemekten de imtina etmemişlerdir.

Sözde seçime son 55 gün kalmışken,  hala daha o mu olsun, bu mu olsun diye ortalarda dört dönerken, halkın şu halinden çok da şikayetçi olmayan kesimi içinde üç beş karasız varsa da canından bezmiş, ‘size güveneceğime, 16 yıldır bildiğim adama güvenirim daha iyi’  diye fikrini değiştirmekten vazgeçmiş, kararını çoktan vermiştir bile.  Diğer çaresiz kesim ise çantada keklik nasıl olsa.

Adam baskın seçim senaryosunu kendisi yazmış, sonucu da kısmen şimdiden kendisi belirlemiş, muhalefetin hepsi birden bu seçim senaryosunda gönüllü figüran oyuncu olmayı kabullenmiştir.         İyi Hanım, kısmen oyunu bozmuştur ancak o da, o tek adamı koltuğundan etme hırsından gözü döndüğü için bazı detayları bazen gözden kaçırmaktadır.

Seçimin en önemli ama göze görünmeyen en önemli detayı olan Seçsis bile hiçbir muhalefet üyesi tarafından dile getirilmemiştir.  Türkiye Cumhuriyetinin kaderi, kontrolü tamamen adamın elinde olan manipülatif bir yazılıma  teslim edilmiştir.

Pasta gibi ortadan ikiye bölünmüş olan seçmen kitlesi, Seçsis’in katkılarıyla seçim sonuçlarında da son beş seçimdir aşağıdaki tabloda görüldüğü üzere kendisini göstermiştir.

12 Haziran 2011 Genel Seçim Sonucu     : AKP % 49,95

30 Mart 2014 Yerel Seçim Sonucu            : AKP % 45,60

7 Haziran 2015 Genel Seçim Sonucu       : %40,87

1 Kasım 2015 Genel seçim sonucu           : AKP %49,50

2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi                  :  Erdoğan %51,79

16 Nisan 2017 Referandum                        : Evet %51,4

Muhalefetten bu tabloyu okuyabilen de çıkmamıştır. Bu pastanın diğer yarısı şans eseri de olsa hiç mi %3-5 lik bir farkla baskın gelemez? Hiç mi sapma vermez bu seçmen kitlesi? Hassas terazi midir bu seçim denilen iş diye sorgulamak hiç birisinin aklına gelmemiştir. Ya da akıllarına gelmiş ama işlerine gelmemiştir.  Yukarıda 7 Haziran 2015 sonucunda görüldüğü üzere bu hassas terazi tabii ki de bir sapma verir. Peki sonra ki seçimlerde ne olmuştur da terazi istikrarlı bir şekilde yine eski ivmesine geri dönmüştür? Seçmen açısından değişen olağanüstü bir durum olmadığı halde.

Şimdi el etek tutuştu, yumurta kapıya dayandı. Ellerimizi kavuşturduk, Adamı çıldırtacak zamanda, çıldırtacak adayı açıklamalarını bekliyoruz da, insan sormadan edemiyor. Bu muhalefetin anasında böylesine çıldırtıcı bir siyasi zeka vardı da 16 senedir kullanmak niye hiç akıllarına gelmedi ki?

O tek bir kişiyi siz hepiniz elbirliğiyle yarattınız.  Şimdi de can havliyle kendi yarattığınız o tek bir kişiyi indirmek için ne yapacağınızı şaşırdınız, siyaseti bütün ilkelerinden, ideallerinden saptırıp bu amaca endekslendiniz.

Adam Haklı Beyler!

Melisa Gülsün Özmen

30/04/2018

 

 

ilgili haberler