CHP’nin Geleceği Ve Boykotçular-2

Geçen köşe yazımıza kaldığımız yerden devam edelim. Ne demiştik; “Eyyyy koltuk kavgası yapanlar! Uyanın artık. Vatandaş sizden bıktı, artık CHP’yi de desteklemeyecek hale geldi…”
Bizim istediğimiz ne? Yıllardır ülkede –bir-iki kısa süre hariç- gerçek bir sol iktidar yönetime gelmedi. 1938’de ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatından hemen sonra gölgelerde gizlenmiş “dışı sol-içi sağ!” ikiyüzlüler ortaya çıkmaya başladılar. 1950’lerden sonra ise artık gittikçe yerleşerek iktidarı “babadan oğula” devreder gibi diğer yandaşlarına bıraktılar.
O zamana kadar ülkede çağdaşlık ve ekonomik alanda dünyanın hayran kaldığı devrimler yapılması, Demokrasinin ve Laikliğin temel alınması birilerini sürekli rahatsız ediyordu. “Din” gibi çok verimli bir malzeme siyasette kullanılmıyordu çünkü!… Bu ise başka bir şey üretemeyip halkı sadece bu yöntemle kullanmayı hedefleyenlere zor geliyordu. O zaman hedef, demokrasi ve laikliğin yok edilmesi, yerine dinciliğin konmasından geçiyordu.
Sağın temel malzemesi olan bu din ve daha sonra da etnik köken kullanımının “bizi de kurtarsın, biz de dinsiz-imansız görünmeyelim, oy kaybetmeyelim” düşüncesine sarılan, kendini çağdaş, demokrat ve solcu sanan zavallılar tarafından öne çıkarılması, “Aslı varken taklidi işe yaramaz” gerçeğiyle tokat gibi yüzümüze çarpacaktı; defalarca çarptı!… Bu “Kahraman(!)” liderler kendi sığ solculuk anlayışlarıyla “dindarlık ile dinciliği” karıştırmaya başladılar. Sayelerinde laiklik ve çağdaş demokratik değerlerden gün güne uzaklaştık. Şimdi fırtınalı denizde dümeni kırılmış bir gemi gibi sürüklenip duruyoruz…
O halde ne yapılmalıdır? İlk iş, en kısa zamanda son seçim yenilgisinde kusuru olanlar ve başarısızlığın nedeni açıklanmalı, halktan özür dilenmelidir. Her suçun bir cezası varsa bunlar da cezalarına razı olmalıdır. Bu arada fırsatı ganimete çevirmeye kalkanlar da aynı kefeye konmalıdır. Artık bu iç kavgalara bir son verilmek zorundadır. Halkımız bu durumdan son derece rahatsız ve bıkkın durumdadır. Bunu göz ardı etmeye kalkanlar kesinlikle duvara çarpacaklardır; benden söylemesi…
Peşinden, bu güne kadar bu partiye emeği geçmişler ve şu anda partide olan yöneticisinden üyesine kadar her kademedeki kişiler ile demokrasiye, çağdaşlığa, laikliğe gönül vermiş tüm dernek, sendika, kurum ve kuruluşlar, akademisyenler gibi tüm sivil toplum kuruluşları en uygun zaman ve mekânda toplanarak “yepyeni bir CHP tüzüğü, yani anayasası” hazırlamalıdırlar.
Ve bu yeni tüzük doğrultusunda hemen bir olağanüstü kurultay ile temelden yepyeni bir örgütlenme sağlanmalıdır. Bu anda ve bundan sonra her seçim mutlaka yenilenmiş üyelerle yapılmalıdır. Bu konudaki görüşlerimi daha önceki yazılarımda geniş olarak yazdığım için özet olarak geçiyorum.
Bu arada ülkemizde bir yerel seçim hızla yaklaşmaktadır. Şu aşamada “gemim battı, sandalına uğur olsun” deme aşamasında değiliz. Solda olmak, düşersek kalkmasını ve aynı hedefe yürümesini de bilmek demektir. Pes etmek yoktur!
Bizler ülkeyi tek adamın yönetmesinden rahatsız değil miyiz? O halde bundan sonra yapılacak her yarışta teslimiyetçi değil dirençli ve kazanmak amaçlı çalışmak zorundayız. Kendi içimizde ne olursa olsun iktidarın yerel seçimlerde yaşadığımız beldeleri ele geçirmesi bizi daha büyük sıkıntılara sokmayacak mıdır? Şu anda elimizde bulunan il ve ilçe belediyeleri, oradaki halkın bir parça da olsa daha rahat nefes alabilmesini sağlamakta; üstelik yaptıkları dürüst hizmetlerle hoşlarına gitmese de halkın dikkatini çekmektedir. Buraları kaybetmek değil, ne olursa olsun başka yerleri de bunlara eklemek zorundayız!
O zaman ne yapacağız? Milli Mücadeleyi düşünün: Ülke her taraftan kuşatılmış, vatan işgal altında, düşman size doğru geliyor. Ulaştıklarında artık ne canınız, ne malınız ve ne de namusunuz güvence altında olacak! Bu durumda işgalden önce çeşitli sıkıntılar çekiyor olmanız, hatta köy muhtarının size haksızlık ve eziyet ediyor olması mı daha iyi; yoksa düşman işgali mi? Şimdi “o zamanlar ülkeyi keşke Yunan işgal etseydi” diyen şerefsizlere sövüyorsan bu düşünce ile arada bir fark kalacak mı sence?
Demek ki önce işgalcilere direneceksin! Eğer bunu başarabilirsen hiç değilse namusun ve canın güvencede olabilir. O zaman da kendi iç sorunlarını çözmeye tekrar döner, gereğini yaparsın. İlk hedef, bu parti içi kavgaları unutup ne olursa olsun gidip oyunu partine vereceksin. Oy kullanmamak ile tek adama oy vermek aynı şeydir; unutma! Bunu kendine yakıştırabilecek misin?
Dereyi geçerken at değiştirilmez! İşi ehline vereceksin! O zaman yepyeni bir taban örgütlenmesi sonucu yeniden yazılıp fabrika ayarlarına döndürülmüş çağdaş bir tüzükle yepyeni yöneticiler seçeceksin!
İlk hedefimiz yerel seçimler ve peşinden de bu olmalı! Aklın yolu birdir!

ilgili haberler