Doğan Özdemir / Aynı Siperde Vuruşuyorsak

Osmanlının son günlerinde yenilerek galip devletler tarafından paylaşılan anayurdumuz yok olma tehlikesi altındaydı. “Hepimizin” demeyi çok isterdim ama halen bunu anlayamamış aymazlar hariç, çoğumuzun bildiği gibi, bir vatan aşığı çıkacak, yepyeni bir Türkiye Cumhuriyeti kuracaktı. O günlerin insan yapısına şöyle bir göz atalım:

Bir kısmı, kendi varlık nedenini Osmanlı Halife-Padişahına bağlamış, o ne derse tartışmasız uymayı prensip edinmişti. Bu nedenle ülkenin işgalinden padişah rahatsız değilse onlar da olmayacak, “gelen ağam-giden paşam’cı” gruptu!

Bir kısmı da “iki arada bir derede” kalanlardı. Halife Padişahı sevmesine sevseler de ülkenin düşmanlarca paylaşılmasına içleri razı olmuyordu.

Ve kalanlar da “Vatan bir bütündür, parçalanamaz” diyor, asla esareti ve düşman çizmesini kabul etmiyordu.

Kurtuluş Savaşı bu insanlar için bir “Mihenk Taşı” olacaktı. Padişaha sığınanlar kendi yurtlarını düşman çizmesinden, kadınlarını tecavüzden kurtarmak için sonu ölümle bitse de bu savaşa gönüllü katılanlara “Düşman” oldular, onları hain, katli vacip; asıl düşmanları da dost ilan ettiler. Onurlarını ve namuslarını utanmadan kendi halkının kahramanlarının kanını dökmekte kullandılar. Sonları ne mi oldu? İlk kaçan, yere göğe sığdıramadıkları, onlara göre “Allah’tan sonra gelen” halife padişahları oldu!… Sonra onlar da yok olup, tarihin “onursuzlar ve vatan hainleri” sayfalarına yazıldılar.

Ortada kalanlar ise, okuma yazmanın neredeyse olmadığı, sosyal iletişim olanaklarının bulunmadığı bu dönemde doğruları anlamakta zorlandılar. Padişahla düşmanlar mı; yoksa ölümüne direnenler mi doğru söylüyordu? Yanıtı zor bir soruydu bu!… Ama süreç ilerledikçe söylenenlerle yaşananlar arasındaki çelişkiyi kavrayanlar duraksamadan savaşanların yanında geç de olsa yerlerini alacaklardı. Artık gerçekler gizlenemiyordu! Düşman galip gelirse ne canları, ne malları ve ne de namuslarının önemi kalmayacaktı!… Yine de içlerinden epeyce bir kısmı sessiz kalarak olayların gelişmesini bekleyecek, ne şiş yansın ne kebap diyenler olacaktı. Bunların sonu ne mi oldu? Halkını, vatanını, namus ve onurunu sevenler ve her şeyin üstünde tutanlar diğerleri gibi savaştı; şehit ya da gazi oldu. Ölenlerin gözü arkada kalmadı; çocuklarının artık özgür bir ülkede yaşayacaklarından emin, mutlu öldüler!… Arada kalıp etliye sütlüye karışmayanlar, ya düşman tarafından kullanıldı ya da çocuklarının onlara “Kurtuluş Savaşında sen ne yaptın baba?” sorularına yanıt verememenin acısını yaşadılar ve hep hain olarak anıldılar.

Gelelim savaşçı gruba; bunlar zaten olayı daha ilk anda çözmüş, vatan, bağımsızlık, bayrak, namus ve onur uğruna ölmeyi çoktan göze almışlardı. “Ölümden öte köy yok” diyenler için ölüm korkutucu olabilir miydi? Ancak bir ara duraktı!… O öldüğünde elindeki bayrağı yere düşürmeyeceklerini, hemen arkasındaki arkadaşının alıp yola devam edeceğini bilerek bu yüce görevi gözlerini kırpmadan yerine getireceklerdi… Sonları ne mi oldu? İşte bizler bu gün onların yaşamlarını vererek bize emanet ettikleri özgür, bağımsız bir ülke topraklarında yaşıyoruz. Tarih, bu kahramanları dünyanın en büyük insanları olarak altın harflerle yazdı.

Şimdi ise bize canla ve şanla emanet edilen bu vatan, “Su uyur düşman uyumaz” sözünü bir kez daha doğularcasına hem idari, hem coğrafi ve hem de siyasi olarak tehlikededir! Bu tehlikeyi göremeyecek kadar sorumsuz, yandaş ve kör olanlar hallerinden şimdilik memnundur; aynı kaçan padişaha tapanlar gibi!…

Ama bize yeniden kul olmak istemeyen, tehlikenin farkına varmış olanlar gerekmektedir. Önümüzde bir seçim dönemi vardır. Bunu fırsata çevirebilmek mümkündür. Tek başına kurtuluşun olmadığı, ya hep beraber, ya da hiç birimizin kurtulamayacağı bir karanlık içindeyiz. Tek çıkar yol, yeniden bir kurtuluş savaşı vermekle olacaktır. O zaman canı pahasına cepheye koşanlar, şimdi yine siyasi cepheye koşmak zorundadır.

Çıkış, akılcı bir yolda birlikte hareket edebilmektir. Tam ortadan bir çizgi çekilmiş, faşizme ve totaliter tek adam sistemine inananlar bir tarafına geçmiştir. Diğer taraf ise buna karşı mücadele verilecek cephedir. Eğer bu antifaşist cephede yer alınacaksa oradakiler düşman olamaz! Aynı hedefe gidenler sonuca varmak için güçlerini birleştirmek zorundadır.

Bölünerek, ayrışarak, birilerini dışlayarak savaşılamaz! Aynı cephede, yan yana vuruşuluyorsa o siperdekilerin tamamı can yoldaşıdır! Düşman ise karşı siperdekidir. Öncelikli hedef birlikte kazanmaktır.

“Dere geçerken at değiştirilmez” der büyüklerimiz… Dünü anlamadan yarını öğrenemeyiz! Akıllı davranılamazsa şehitlerimizin emanetine sahip olabilecek miyiz; yoksa yeni işgallere boyun mu eğeceğiz?

Soru ve sorun budur!…

ilgili haberler