Doğan Özdemir- Bayramdan sonra

 

Son zamanlarda 1-2 yılda bir yapılan seçimlerden “bıktık artık bu son olsun” diyeceğimiz Yerel Yönetim Seçimleri de geçmiş, tam dört yıl seçimsiz bir döneme hazırlanacakken yine olamadı; seçim akla hayale sığmayacak, hiçbir yasaya uyduğu söylenemeyecek bahanelerle resmen tekrarlattırılıyor!

İki seçim arasında kalan Ramazan Bayramı da kaynayıp geçti; bayram yerine hep seçim tartışıldı. Yaşanan son dört olayı sizlerle paylaşmak istedim; çünkü son derece tehlikeli bir yöne doğru çekilmekte olan seçim düzleminde ağızlardan çıkan her söz, sonu kestirilemeyecek sonuçlar doğurabilecek kadar gergin bir ortamdayız.

1- Seçimlerin iptali kararı: Aklı ve vicdanı özgür hiç kimsenin asla kabul edemeyeceği, yasaları bırakın zorlamayı; dün verilen kararın bu gün tersini vererek alınan iptal kararı hukukun geldiği son durumun ne denli acıklı olduğunu ortaya sermiştir. İşlenen bu hukuki suçun hukuki bir karşılığının olup olamayacağı ise şüpheyle karşılanmaktadır.

2-Gaziantep’te bir imamın “Kurtuluş savaşında bizi kandırdılar, Yunanlıları denize döktükleri de yalan, hem keşke o savaşı kaybetseydik,  Osmanlı’yı daha sonra yeniden kurabilirdik” dediği için iktidar tarafından açığa alındığını görüyoruz.

İyi de; bu sözün asıl sahibinin Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı Fesli Kadir olduğunu unuttuk mu? Onu kutlarcasına hastanelerde en üst düzeyde ziyaretler yapılması, cenazesine katılmak için yarışılması, yandaş TV ve gazete denen şeylerinde günlerce sözlerinin yayınlanması suç olmuyorsa, o zaman o gariban; aklı sadece bölünmüş ve karşı tarafa kin tutturulmuş bir imam tarafından söylenince neden suç oluyor ki?

3- Trabzon-Giresun ve Ordu’da rakiplerinin tüylerini diken diken edecek büyük topluluklarla karşılanan Ekrem İmamoğlu’na son günlerde üst üste yapılan saldırılara ve iftiralara ne demeli?

Ülke halkını bölmekten bıkmayanlar şimdi de Türk-Kürt bölücülüğünün peşine bir de “Pontus-Rum-Yunan” eklediler! Bunun kaza ile söylenmiş bir söz olmadığı gittikçe bu söyleme dört elle sarılan bölücü kafalardan anlaşılıyor.

Karadeniz halkına yakıştırılan bu ağır hakaretin yanıtsız kalmayacağını da görüyoruz; bu nedenle bazılarının daha da “akıllı olması(!)” gerekecektir.

4- Ve hukukun nasıl değersizleştirildiğini, birilerinin gölgesine sokulmaya çalışıldığını üzülerek izliyoruz. Hele bunun önünde büyük bir partinin Genel Başkanlığı ile boşta olan bir Cumhurbaşkanlığı koltuğu olduğunda “Hukuk Aslanı!” kesilenlerin, o pozisyonlar ortadan kalkıp boşta kalınca çabucak aslına dönüvermesine de aslında hiç şaşırmıyoruz!

Daha önce en önemli bir kutlama gününde konuşurken sözlü hakarete uğrayanları, bağımsızlığını unutup güçlülerin önünde eğilip bükülerek cüppe düğmeleyenleri, yine büyüklerinin talimatıyla hasatlara katılanları görmüştük.

Eh; şimdi de aynı günlerde “hukukun üstünlüğü!” diyerek gazetecilere kelepçe takıldığı bir anda avukatların bazılarına yeşil pasaport verebileceği müjdesini büyük bir aşkla alkışlayıp ne kadar büyük bir hukuk reformu yapıldığına övgüler düzenleri de görmüş olduk.

Sağlık olsun; her yokuşun bir inişi vardır. Tünel de, yokuş da bitiyor. Herkes karanlığın en koyu olduğu zamanın aydınlığa en çok yaklaşıldığı zamana gelindiğinin farkında…

Görünen o ki, artık yapacak bir şeyler de kalmadı… Değişimin kaçınılmazlığını, kimsenin değişime karşı sürekli direnemeyeceğini de anlıyorlar. Tarih bunların örnekleriyle doludur.

Arada sırada olan fırtınaya, yağmura, doluya bakmayın; bunlar da geçicidir. Her şeyin çok daha güzel olacağı günler yakındır.

Yeter ki aklımızı ve vicdanımızı yitirmeyelim; ulu önderimizin “Kurucu Felsefesinden” asla vazgeçmeyelim.