Doğan Özdemir – Corona Günlükleri-29

Corona Günlükleri-29

Sarı öküz

1979 İran Din Devrimini yaşayanlardan biri olarak bir gün bizim ülkemizde de böyle bir kalkışmanın asla olamayacağına inanıyorduk. Çünkü ülkemizin tapusu Lozan ile atılmış, kuralları Anayasa ile belirlenmiş Laik, Demokratik bir Hukuk devletiydik. Buradan geriye dönüşe halkımız izin vermezdi!

Ancak kazın ayağı hiç de öyle değildi! Cumhuriyetin kuruluşunda içlerindeki kin ve nefreti içlerine gömerek sesini çıkarmayan Cumhuriyet düşmanlarını hafife almıştık… Onların bile ilkellikten çağdaşlığa geçmenin rahatı ve huzuruyla ıslah olacakların ve devrimlere sahip çıkacaklarını hayal ettik. Kurtuluş Savaşı zamanında Atatürk’le aynı cephede ölümüne omuz omuza çarpışanların bile kısa görüşlülüğü yüzünden devrim yasaları gündeme geldiğinde ona karşı çıkma cesaretini gösteremeseler de destek vermemeleri diğer güruha cesaret verecekti. İnsanlar için kutsal olan dini değerlerin siyaset dışı tutulması ilkesinin Cumhuriyet ve Demokrasinin temeli olan Laikliğin özenle korunması ve uygulanmasındaki önemi ya yeterince anlatılamadı, ya da üretecek siyasetleri olmayan hırsları akıllarının önünde giden siyaset maşalarının bazı güçlerin de desteğiyle gücü ilk ellerine geçirdiklerinde bu ilkeyi yok ediverdiklerini gördük! Demokrasiden yararlanarak iktidarı ele geçirenlerin ilk işleri demokrasi ve kurumlarının içlerini boşaltmak, onları uygulanamayan ve kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm edilmiş yazılar haline getirmek, yerine ise yine demokrasiyi kullanarak bambaşka siyasi sistemleri dayatmak, yasa, hukuk tanımamak olacaktı.

İşte bunları daha ilk denemelerinde eğer gerçekten demokrasi kuralları içinde durdurabilseydik bu günlere de gelmezdik! Demokrasinin bireylere özgürlük tanımasını, bu verilen özgürlüklerin halkın bir kesiminin özgürlüklerini yok etme amacıyla kullanılması engellenmeliydi. Üstelik bunu demokrasi adına desteklemek gafletinde de bulunduk. Verilen her tavizden sonuna kadar yararlananların içlerine gizlemek zorunda kaldıkları sistemlerini bina edecekleri birer temel taşı gibi bunları kullanarak içine girilemeyecek kaleler haline getirmelerini ya kavrayamadık, ya da tehlikeyi göremedik.

Laikliğin olmadığı bir demokrasinin de olamayacağını biliyorsak yapılacak tek iş, asla laiklikten taviz vermemekti! Ama bunu şu ya da bu nedenlerle hep bu eskiye dönme meraklılarının lehine kullandırıldı. Adına özgürlük dendi, inanç dendi, yaşama hakkı dendi, her şeyin demokrasi içinde olduğu yalanıyla tek tek laikliğin kaleleri düştü. O zaman kurbağanın gittikçe ısıtılan suda yavaş yavaş haşlanarak öldüğünü anlamaması gibi laiklik de öldürüldü!

Şimdi DP zamanından bu yana laiklikle ilgili verilen tavizleri bir düşündüğümüzde aslında Cumhuriyet karşıtlarının çok bilinçli bir ısrarla sürekli tavizler almayı ve bunları geri dönülemez hale getirdiklerini görüyoruz. Yani laiklikle birlikte demokrasi de, hukuk ve adalet duyguları da o kazanda ölümü beklemeye bırakıldı. İş, farkına varılıp bu kazanın devrilmesi bu değerlerin kurtarılmasına geldi de; buna şimdi fırsat verilecek mi acaba?

İşte Ayasofya’da yeniden namaz kılınacak diye ayağa kalkanların halini görünce herkesin dikkatle düşünmesi gerekir. Ayasofya’da zaten namaz kılınabildiğini, durduk yerde artarak sürmekte olan İslamofobi duygusunu şiddetle kaşımanın ne yarar sağlayacağını düşünmek gerek… Üstelik buranın Atatürk zamanında yasayla müzeye çevrildiği gerçeğini, arenada aslanların önüne atılmış mahkûmlar gibi, bazı değerlere küfür ve hakaretler, lanetler yağdırılması için bir araç haline getirmek istenmesi ise çok düşündürücü! Elde kılıç konuşanların okuduğu laneti bu halk asla unutmayacaktır; bu da biline…

İran dinci kalkışmasının sonuçlarını bu gün görebiliyoruz. Dünya ülkelerinin artık dünya dışı gezegenlerde yerleşme planları yaptığı bir dönemde suları geriye akıtmayı düşlemek hayaldir; ancak bazı hayaller kişiye büyük zararlar da verir. Siyaseten yapılan bazı işlerin elbette siyasi sonuçları olacak, halk demokratik haklarını yeri geldiğinde sandıkta da alanlarda da kullanacaktır. Ama bu süreçte verilen dinci tavizler sanki kazanılmış haklara dönüşmüş hale getirilmeye uğraşılmaktadır.

Bir dönüm noktasına doğru sürüklenmekteyiz. Ya çağdaş demokrasiden yana olacağız; ya da bu yolda kendilerine örnek gösterebilecek bir devlet olmasa da bazılarının düşlerini süsleyen bir din devletine doğru yol alacağız gibi görünüyor.

Hiçbir şey için geç değildir; ama şu deyimi de hiç unutmamak gerekir; “O sarı öküzü hiç vermeyecektik!”

Coronasız günler dileğiyle.