Doğan Özdemir / Cüppemin düğmeleri

RTE; 24.10.2018’de diyor ki; “Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerini hazırlamadan önce, biz Danıştay’dan izin alacaksak ben o zaman bu makamda durmayayım. Benim yanımda bu kadar hukukçu var. Bunlara bu devlet neden bu maaşları veriyor? Cumhurbaşkanı’na bu hazırlıklara gereken desteği verin, bu adımları atın. Bunları bunun için yapıyoruz. Kuvvetler ayrılığını tanımı içerisinden aynen uygulamamız gerekiyor.”

Düşünsenize; danışmanı olan hâkimlerin hangi yürekle RTE’ye “şu konuda yanlış yapıyorsunuz” diyebileceğini! Bu yürürlükteki mantığa aykırı değil mi? Açık emir var zaten; “bize destek verin!” Vermeyenlerin başına neler geldiğini herkes görüyor!… Uygulama pratik; kararını beğenmediğin yargıcın kararı için temyizle falan uğraşmaktansa onu görevden alıp “uyumlu(!)” karar verecek olanı atamak “adaletin tecelli etmesi için” kullanılıyor günümüzde… En son Sayıştay’da “doğruyu doğru olmayan zamanda söylemek gafletine düşen(!)” bir yetkili görevden alınıvermişti hani; anımsadınız mı?

Devam ediyor; “Beş yılda ant ile ilgili karar veriyor Danıştay. 2013’te neredeydiniz? 2013’ten 2018’e kadar neredeydiniz? … Biz sizlerden gecikmeyen adil kararlar bekliyoruz.”

Elbette doğru; geciken adalet adalet değildir zaten. Ama şu anda haklarında henüz iddianame yazılmamış halde aylardır suçlarını bile bilmeden yatanlar acaba hiç vicdanlarınızı sızlatmıyor mu? E; bir de “Ant” sorunu bu, şaka değil! İçinde bu ülkenin halkının kim olduğunu, çalışkanlığı, doğruluğu, dürüstlüğü anlatan bir andın öğrencilerimizin beyinlerini yıkayıp ileride oluşturulacak altın mıdır, kindar ve dindar mıdır; duruma göre değişecek neslin kafasını karıştırmasına nasıl izin verilir? Yerden göğe haklı yani!…

Yine diyor ki; “Yassıada Mahkemeleri’nden 28 Şubat’a kadar yargının siyasallaşmasının bedelini yargı camiamız da ödemiştir. Vesayetçi zihniyetin tekrar hortlatılmasına göz yummamalıyız.”

Olması gerektiği gibi “hukukçuların kendi vesayetinde” olan hukukumuzun, hukukçuların vesayetinden çıkarılarak şimdi “partiye ve lidere bağlı” yepyeni bir hukuk sistemi, yani “parti vesayetli hukuk” oluştu. Üstelik bununla da övünülüyor!… Bu sayede bir dakikada görevlerinden alınıvereceklerini bilip etek altına sığınan hukukçular yaratılıyor.

Ve son olarak AİHM de RTE’den fırçayı yiyor!”AİHM kararı bizi bağlamaz!”

Gerçi bu konuya alışığız; daha önce de bir Yüksek Mahkeme kararı için: “karara saygı duymadığını ve kabul etmediğini” söylemişti. Hukuku tanımamak ve saygı duymamak bir alışkanlık işi olsa gerek!…

AİHM kararına gelince; hem ülke adına sözleşmeye imza atacaksın, hem kendin için 3 kez başvuruda bulunacaksın, hem de şimdi “kararı bizi bağlamaz” diyeceksin! Garibim Adaletin bakanı da devrilen çamı düzeltmeye çabalayarak “bizi bağlar” diyecek!… Yani biz kendi hukukumuzu kendimiz yaratırız, kimse bizi bağlamaz mı diyoruz?

Şimdi lütfen anımsayalım:

HSYK’nın yapısı referandum ile değiştirildiğinde;

Seçimlerde “hükümetin blok listesi(!)” firesiz seçildiğinde;

Yüksek yargı üyeleri arkasına takılıp çay topladıklarında;

Toplantı için ayağına çağrılan yüksek yargıçların tıpış tıpış gittiğinde,

RTE salona girdiğinde “hukukun” ayağa kalktığında ve üstüne tüy dikercesine Reislerini hep birlikte alkışladıklarında,

Karşı karşıya geldiklerinde cüppelerinde düğme arayıp bulamayınca elleriyle önlerini kapadıklarında; bu sıkıntıdan kurtulmak için önü düğmeli cüppe düşünüldüğünde;

En yüksek bir yargı organı başkanının kızı 24 saatte birkaç yere tayin edilip oradan da yanı başına alınıverdiğinde,

“Ben bu (Ergenekon) davalarının savcısıyım” dediğinde ve Yargıya açıkça talimatlar verdiğinde;

Son referandumla ülkenin rejimi ve yargı bağımsızlığı ortadan kaldırıldığında;

Gıkını çıkaramayanlardan şimdi “Hukukun Üstünlüğü-Kuvvetler Ayrılığı- Bağımsız Yargı” gibi sözler duymak;

Canınızı acıtmıyor mu? Bunlara saygınız kalıyor mu?

O zaman hep bir ağızdan söyleyelim: “Adaletin bu mu dünya?”

ilgili haberler