Doğan Özdemir -Hem Ateş Hem Barut Olmak

Köşe yazısı yazmanın zor yanlarından biri de anlatmak istediğiniz konuyu en çok iki A4 boyutuna sığdırmanız gerekeceğinden çok fazla açamamış olabilirsiniz. Örneğin; son yazımda siyasi görüşlerin temel dayanakları ile yaşadığımız bazı olaylar arasındaki ilişkileri anlatmak istemiştim. Konu; çevreyi-doğayı korumamız gerektiğiydi. Nükleer(NS), Termik(TS) ve Hidroelektrik Santrallerin(HES) doğaya vereceği zararı ironik bir dille anlatmaya çalışmıştım.

“Sol siyasetin” temel felsefesinde insan ve doğa olduğunu, bu nedenle teknolojiye değil, ama doğaya dönüşü olmayacak zararlar verecek bu tür santrallere karşı olmanın da bu siyasetin temeli olduğunu anlatmıştım. Karşıt görüş olarak da “sağ siyasetin” ise önceliğinin para olduğunu anımsatarak işin ucunda para varsa bu türlü yapıları destekleyeceklerini ima yazmıştım. Ancak temel kavram olarak ve ironiyi kuvvetlendirebilmek amacıyla bilerek genel anlamıyla kullandığım sol ve sağ kavramlarını sanırım yeterince anlatamamışım.

Enerjinin, insan başta olmak üzere tüm canlıların dostu ve yenilenebilir olması, yaşamakta olduğumuz dünyamızın doğal koşullarını değiştirmeden rahatça kullanılabilir olmasını zorunlu kılmaktadır. Nükleer Enerjinin en kolay elde edilebilen, ancak atıklarının yüzlerce yıl yok edilememesi nedeniyle tüm canlılar için ölümcül olması gerçeği artık gizlenemiyor. Termik Santrallerin ise yaktığı fosil yakıtların yarattığı kirlilik ve asit yağmurları ile tam bir çevre/doğa düşmanı olduğu da bir gerçektir. Hidroelektrik Santrallerinin, en küçük derelerin bile çevresine can suyu olduğunu yok sayarak, tüm sularını çekip kısa bir süre sonra bulundukları bölgenin iklimini değiştirecek hale geleceği de yok sayılmaktadır.

Böylesine doğa ve insan/canlı düşmanı olan bu enerji türlerine kimler karşı ya da taraf çıkarlar? Ve en önemlisi destek çıkanların gerçekte yaptıkları işe ne kadar inandığı ve samimiyetleri nasıl anlaşılır?

Dediğim gibi; sol siyaset insan odaklıdır. İnsanı merkeze alarak onu ve yaşayacağı tüm ortamını iyi, daha iyi ve en iyi yapmaya uğraşır. Bunu yaparken de NS, TS ve HES’lere doğal olarak karşı çıkmak zorundadır.

Sağ siyasette ise temel felsefe ekonomidir. Para kazanacak eylemlerde insan da, doğa da sadece birer araçtır. Liberalizm bunu emreder. Bu nedenle NS, TS ve HES’lere destek vermek zorundadır.

Bu durumda “hem inançlı, namazında-niyazında, hem de çevreci olunamaz mı?” sorusu geldi. Soru yanlış sorulmaktadır. Eğer kişi olarak bu tür santrallere, canlılara ve doğaya zarar verenlere karşı mücadele ediyorsan –ki birey olarak en doğrusunu yapıyorsundur- o zaman siyaseten desteklediğin kurumların-partilerin bunları savunuyor olmaması gerekmez mi?. Yani sen hem “Nükleere hayır” diyeceksin; hem de “buraya siz çatlasınız da patlasanız da Nükleer Santral yapacağım” diyenlere nasıl oy ve destek vereceksin?

Hem ateş, hem barut olunamıyor, bu olanaksız… Sadece birini seçme hakkınız var. Bunu da iyi değerlendirmek zorundasınız. Siz kendinizi bir sorgulayın; birey olarak doğruyu yapıyorsanız desteklediğiniz oluşumu değiştirmek zorundasınız. Yoksa sadece kendinizi aldatabilirsiniz.

Daha basit olarak; hem sıkı bir GS taraftarı olup hem de maçı FB derneğinde FB formasıyla izlemezsin. Hem doğal yaşamı korumaya çalışırken kendine tarla açmak için ormanı yakmazsın. Hem vejetaryen olup hem kuzu kesip yemezsin. Çünkü yaptığın işle düşüncen farklıdır. İkisi de aynı anda olamaz.

Önemli olan “yapıyor gibi görünmek “değil, “inandırıcı” olmaktır!… Eğer bunu başaramıyorsanız en azından şekilci, yapmacık, aldatıcı damgaları hazırdadır!

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için güncel siyasetten bir örnek vereyim; çünkü bu dili herkes anlayabiliyor! Düne kadar “zillet-illet-PKK’lı-HDP’li” gibi suçlamalarla halkın yarısını ötekileştirip hakaretler yağdırılmasının sonunda, iş işten geçince, amacına ulaşamayınca tam tersine bir davranışla geleceği kurtarmak adına “kardeşlik türküleri” söylemenin ne kadar inandırıcı olacağını size bırakıyorum! İnsan sadece “keşke öyle olabilse” diye umut etmek istiyor. Ancak dün yaptıkları yarın yapacaklarının garantisi olmuş kişilerin bu tür söylemleri nasıl inandırıcı gelmiyorsa, yaptıkları ile destekledikleri arasında bir uyum yoksa inandırıcılık da beklenemeyecektir. İşin özeti budur!

Bu dünya bize bırakılan bir mirastır; geleceğe en iyi şekliyle aktarmak da bizlerin görevidir! Bu “siyaset üstü” bir konu olmalı, tersini savunanlar dışlanmalı ve yalnız bırakılmalıdır.