Doğan Özdemir-Kamu İhalelerinde Neler Oluyor?

 

Ülkemiz her geçen gün daha bulanık bir görüş alanı ile kaplanmakta, bundan özellikle “akçeli işler” de yeterince nasibini almaktadır. AKP döneminde şeffaf ve herkesin izleyebileceği İhale Yasası neredeyse ayda bir kez değişime uğratılmış, yamalı bohçaya döndürülmüştür.

Devlet, halkı için gereken işleri yapmakla görevlidir. Bunun için halkından topladığı vergileri yapılacak işlerin karşılığı olarak harcar,  sonucunda bunun hesabını da verir.

Ne güzel; kulağa hoş geliyor değil mi? Yukarıdaki üç cümlenin sizce hangileri doğrudur? Hadi bir irdeleyelim: Yapılan milyarlık ihalelerin pek çoğunun halkın değil, bir avuç çıkar grubunun adına yapıldığı sırıtmaktadır. Toplanan vergiler ise bazılarında bedelinin üzerinde(!) verilen tekliflerin kabulü ile toplasan on kadar olmayan belli kişilere aktarılmıştır. Hesabını verme kısmına gelince; Sayıştay devre dışı bırakılıp bu dertten de kurtulmuşlardır. Yani “atı alanlar Üsküdar’ı geçip Gebze’ye varmak” üzeredirler! Halk yararına en ucuza yapılması gereken işleri bulmak, samanlıkta iğne aramak gibidir.

Okuyup dinlediklerimden öğrenebildiklerime göre şu anda bizi yönetenler İhale Kanunu’nun 21/b maddesine “Allah’ın ipine sarılır gibi” sarılmış görünüyorlar. Peki, nedir bu 21/b fıkrası? Özetle şöyle:

Normalde Kamu İhaleleri halka açık, herkesin katılabileceği, tekliflerin kapalı zarf ile verilerek yine komisyon huzurunda açılarak değerlendirilip koşulları en uygun firmaya işin verilmesi, bu ihale sonucunun yayınlanması, her durumda kamu yararının ana hedef olması, halkın vergilerinden ödenecek bu paralarda “tüyü bitmemiş yetimin hakkının” korunması ile olur.

Ama az gelişmişliğin temel göstergesi olan “akçeli işlerde kişisel çıkar sağlamak” adettendir. Bu nedenle çıkarılan yasalarda hep “arkasından dolaşılacak boşluklar” bulunur. İşte bu meşhur 21/b fıkrası da böyledir. Bir ihale, yangın, sel, doğal afetler veya aniden gelişen acil bir durum olduğunda, beklemenin halk zararına olabileceği durumlarda açık ihale yapılması yerine bu yönteme başvurularak, davet yöntemiyle çağırılan birkaç firma ile yapılan pazarlık ile yapılabilir; bu da KİK’nun 21/b maddesiyle olmaktadır.

Aslında mantıklı bir yaklaşımdır. Bir yerde ani bir doğal afet olmuş ve orada acilen bazı işlerin yapılması gerekiyorsa, açık ihalelerde ilan süresiyle başlayan ve biraz uzun süren bu süreç yerine çok daha kısa sürede sonuçlanabilen bu yöntemin kullanılması daha uygundur. Ancaaak; ülkemizde daha önceki dönemlerde de olmakla birlikte özellikle son zamanlarda bu 21/b maddesi vazgeçilmez hale gelmiştir. Çünkü kapalı kapılar ardında kimselere hesap verip açıklama yapmadan istediğin kişiye istediğin miktar ile ihale verme özgürlüğü(!) kolayına vazgeçilecek bir iş değildir.

“Kuşkusuz 21/b usulüyle yapılan ihaleler, iktidarın kamu kaynaklarını dağıtmakta kullandığı tek araç değildir. Ne var ki siyasal iktidarın bu usuldeki ısrarı, proje maliyetlerini yükseltmiş, rekabeti işin en başında sınırlayan az sayıdaki şirket daveti kamu aleyhine yüksek sözleşme bedelleriyle sonuçlanmış ve bu tablo bütçe kaynakların kullanımını etkilemiştir. (Alıntıdır. D:Ö.)”

İşte işin kısa özeti… İhaleler ancak “olağanüstü afet durumlarında” yapılması gereken yöntemle sürekli yapıldığından hem halkın duygularında, hem de uluslararası arenada ülkemiz sürekli itibar kaybına uğramıştır. Türkiye, Yolsuzluk Algı Endeksi sonuçlarına göre, 2013-2017 yılları arasında sürekli gerilediği sıralamada, 2018’de ancak 41 puanla 78. sırada yer alabilmiştir.

Çünkü ülkemizde son yıllarda depremle, selle, doğal afetlerle, ani ve beklenemeyen kayıplarla zerre kadar ilgisi olmayan durumlarda onlarca ihale, 21/b maddesine sığınılarak “pazarlık usulü” ile ve az sayıda, sürekli belli firmalara dağıtılmış, yandaş sermaye yaratılıp beslenirken halkın vergileri yersiz olarak harcanmıştır.

İş ilerledi; artık “itibardan da tasarruf edilemeyeceği” dönem başlatıldı. Bol bol saray, yazlık, kışlık ihaleleri yine cankurtaran 21/b’ye sığınılarak yine belli şirketlere hayal edilemeyecek rakamlarla verildi. Hatta bu malum şirket sahiplerinden birisi halkımızın a…. koyma sözü de vermişti!… Bu sözünden olsa gerek; en çok ihaleyi de o alıyordu.

Mecliste muhalefet inceleyemediği, denetleyemediği bu ihaleler için canla başla çalışsa da “parmak sayısı” yeterli olmadığından verdikleri soru önergeleri de, gensorular da boşa çıkıyordu. Kumpas kurulmuş ve işliyordu. Hatta bazı ihalelerde şeytanın aklına gelmeyecek hileler de kullanılıyor ve vurgunlar vuruluyordu:

İhale içerisinde 10 tane iş olsun. Bu işlerin 5 tanesine 50 lira fiyat yazılıyor, diğer 5 tanesine de 5 lira fiyat yazılıyor. Toplam 275 lira ile yaklaşık maliyetin altına düşürülerek ihale alınıyor. Sonra bunlardan 50 liralık olan işler tamamlanıyor, hak edişler alınıyor. Yani işin 250 lirası alınmış, geriye 25 liralık iş kalmış oluyor. Ama ucuz ancak zor işlere sıra gelince yüklenici “ben bu işi yapamıyorum, ihaleyi feshedelim” diyor, iş feshediliyor!.. Vurgun bu! Normalde işin kolay ve ucuz, ancak ihale şartnamesinde en pahalı gösterilen kısmı yapılıp iş zor ve pahalı kısma gelince “al gülüm, ver gülüm” ihale feshediliveriyor!… Burada yüklenici hak etmediği kadar parasını alıyor, kalan iş ise yeniden ve kat kat pahalı olarak “İkmal İhalesi” şeklinde bir başkasına ihale ediliyor! Olan vatandaşın parasına oluyor.

21/b sığınak maddesine torba yasalarla o kadar çok eklemeler; özellikle de başka bir yasanın içine sıkıştırarak, üstelik gece yarılarında sokuşturuluyor ki, alfabemizdeki harfler bile yetmez oluyor! Artık yasa tam iktidarın istediği gibi at koşturacağı hale getiriliyor.

Yaratılan bir rant ortamı var ve dizginler belli kişilerin elinde görünüyor. Denetlenmiyor, sorgulanamıyor, sadece kendi belirledikleri kişi ve şirketlere gizli kapılar ardında pazarlıklarla bizim vergilerimizi dağıtıyorlar.

Ve bizim insanlarımız “açız” diyerek onların gözlerinin önünde kendilerini yakıyorlar!