Doğan Özdemir – Kimin Yüzünden

Kimin Yüzünden

Kuş kadar beyni ile ülkemizin geleceğini karartanlar ve belirleyenlerle birlikte yaşamak zorundayız; ne büyük talihsizlik!…

Hırsızlık, ahlaksızlık, kul hakkı yemek kötü müdür?” diye soruyorsun bunlara; “elbette kötüdür” diyorlar bilgiç bilgiç… Sonra bunları yapanları örnekleriyle tek tek göstere göstere anlatıyorsunuz, tekrar fikrini soruyorsunuz; “onlar yapmaz” diyorlar! Gördüğünü görmezden, duyduğunu duymazdan gelmede üstlerine yok! Üç maymunu oynamak resmi tiyatro eserimiz gibi…

Bu gidişle ülke batacak, insanlar ayrışacak, ekonomi kötüye gidiyor, şöyle oluyor, böyle oluyor diye saatlerce dil döküyorsunuz, örnekler veriyorsunuz; seni dinliyorlar, umutlanıyorsun. Arada “haklısın” bile diyorlar. “Peki o zaman bunları yapanları yasal çerçeve içinde cezalandırmak gerekmez mi? Öyleyse seçimlerde bunlara oy vermeyelim; hepimizin elindeki en önemli güç oyumuzdur. İktidardan düşsünler, yepyeni bir yönetim gelip kötü gidişi düzeltsin, böyle yapmak gerekir değil mi?” İşte çarpılacağınız an da tam bu andır; sana defalarca haklısın diyenler bir anda bambaşka biri olup çıkıverir; “ama onlar yol yapıyor, oyum onlara” deyiverir!… O an sözün bittiği yerdir!

Dövsen dövemezsin, sövsen sövemezsin… Bu kişilerle kaçınılmaz olarak aynı gemideyiz! Gemi çoktan delinmiş, su alıyor, battı batacak… Bizler harıl harıl suyu boşaltıp gemiyi kurtarmaya çaba sarf ederken onlar melül melül seyrediyorlar!

Bunlarla yaşadıkça ve ille de bıçağın ucu, bizzat, özellikle ve mutlaka nazik kaba etlerine yarısına kadar girmeden tüyleri bile kımıldamayacak, sığındıkları koltuk altından batışı izlemeyi sürdüreceklerdir. Biat ve itaatin verdiği huzurla geminin batmasını, kurbağanın yavaş yavaş ısıtıldığında haşlandığını anlamaması gibi garip bir huzurla seyredeceklerdir. Sayelerinde biz de aynı gemide batıp gideceğiz. Bu kuş beyinlilere özellikle yardımcı olan, olması gereken taraftan üç kuruşluk geçici bir çıkar için karşıya geçiverenler ya da “bana ne kardeşim, benim tuzum kuru” diyerek aynı gemide batışı seyredenleri de ekleyince işimiz zor!…

Kuşlara da hakaret etmeyelim; çoğu kuş kadar bile akıllı olamayacakların yüzünden aynı sona doğru gidiyor olmak ne acı!

İşin var mı? Yok! Maaşın yetiyor mu? Hayır. Çocuklarına yeterli beslenme ve eğitimi verebiliyor musun? Nerede? Yarınından umutlu musun? Bilmem.

Öyle garip bir ülkede yaşıyoruz ki, bunların neredeyse hepsine “evet” diyebilecek kesim, bunlardan nasibini alamamış, açlıktan nefesi kokanların adına eylem yapıyor, karşı çıkıyor, cop ve gaz yiyor, gerekirse bedel ödüyor! Ve yine adlarına çabaladıkları grup tarafından yuhalanıyor; neredeyse “vatan haini” ilan edilmedikleri kalıyor.

Şeytan diyor ki; yeter artık, herkes kendi başının çaresine baksın. Size dar gelen bize bol geliyor. Uyanın artık! Sizin ve çocuklarınızın insan gibi çağdaş uygarlık düzeyinde demokratik bir ortamda yaşamanız için yeterince bedel ödedik. Siz de kuş kadar beyninizi zorlayın, az da olsa çalıştırın. Korkmayın; düşününce beyniniz falan acımaz!

Cumhuriyet tarihimize bir bakın; size bağımsız, özgür bir yurt bırakabilmek için binlerce şehit verildi. Sonra demokrasi savunucusu şehitlerimize sıra geldi. Bir bakın onlara; hiç birinin ekmeğe-aşa gereksinmesi var mıydı? Çoğu bırakın ülkemizi, dünyanın kabul ettiği değerlerdi. Kimin uğruna canlarını verdiler o sizin alkışladığınız caniler elinden?

Bir kerecik düşünün; o demokrasi şehitlerinin isteselerdi her biri çok önemli yerlerde halen paraya-pula ihtiyaçları olmadan çalışıyor, sizin kuru ekmeğe talim ettiğiniz yerde her şeyi satın almaya güçleri yetebiliyor olacaktı. Neden çoğu gencecik yaşlarında sadece ülkenin ve sizlerin geleceği için idam sehpalarına çıktıklarını, bombalarla, hain kurşunlarla can verdiklerini bir kerecik olsun düşünün!

At sineği gibi kuyruk altında yaşamanın çok ağır ve pis bedeli olduğunu da unutmayın; silkinin biraz; gelecek sizin de yaşamınız olacak! Bir ucundan da siz tutun bu demokrasi çabasının; bakın emek vererek elde edilen kuru ekmeğin bile o zaman ne kadar tatlı olduğunu anlayacaksınız!

Yoksa aynı gemide bazıları su alan delikleri tıkamakla uğraşırken sizler de yeni delikler açmayı sürdürürseniz emin olun ki o gemi battığında sadece o gemiye binmeyen, sırtınızdan geçinenler hariç, hepimiz birlikte boğulacağız!

Yoksa her savaşta oğullarını askere alan padişaha, gidip dönmeyen çocukları yüzünden son çocuğunu da verirken isyan eden köylü gibi “söyleyin o padişaha; benim şeyime güvenip zırt pırt savaş açmasın, bende de hal kalmadı” cümlesini duymanıza fazla kalmadı!