Doğan Özdemir / Soluyacak Hava Kalmazsa

Dünyanın en akıllı canlıları olan insanlar tarafından dünyayı yok edecek etkilere neden olabilecek Ozon Tabakasının deliniyor olmasına inanmak zor; ayağına kurşun sıkmak gibi!… Ortak mirasımız olan dünyaya herkesin aynı derecede saygı göstermesi gerekmez mi?
Fırtına patlamak üzereyken okyanusun ortasında bir sandalda on kişi olduğunu düşünelim. Kurtulmak için elbirliği yapmak, herkesin tüm gücüyle küreklere asılıp bir an önce karaya çıkmaya çalışması gerekmez mi? Buradakilerden birkaçının “Bana ne?” deme lüksü var mı? Hatta içlerinden birinin sandalı delmeye çalışmasına göz yumulabilir mi?
Eğer işbirliği yapılmazsa sandal batacak ve herkes ölecektir! O zaman oradakileri bu tehlike hakkında ikna etmek gerekir. İlle de tüm uyarılara rağmen karşı çıkmaya ve kalanların yaşamını tehlikeye atmakta ısrarlı olan varsa, gerekirse o denize bile atılabilir!…
Dünyamızda şu anda böyle bir durum yaşanmaktadır. Atmosferimizin hassas dengesi, özellikle sanayi devi ülkelerin kontrolsüz atıkları sonucu hızla bozulmaktadır. Bunun nedeni de, vahşi kapitalizmin “Daha çok para kazanmak için her şeyi yapmasıdır!” Ne insan onuruna ve sağlığına, ne atmosferin ve doğanın kirlenmesine aldırır; tek amaç daha çok kardır! Bunun için alınması gereken zorunlu önlemleri para harcamamak için görmezden gelir.
Çoğu insan da bunun bilimsel sonuçlarını bilmediğinden bu duruma seyirci kalır. Bu konuda mücadele edenleri anlamaz ve desteklemez, hatta onlara “Marjinal eylemciler” olarak bakar.
Ortada tam bir “bilgi kirliliği” kavgası vardır. Zengin işyeri sahipleri satın aldıkları ve adının önünde çeşitli unvanlar bulunan kişilere yapılan işin ne çevreye, ne atmosfere hiçbir zarar vermediğini yazdırırlar. Bunları kendi basın yayın organları ile her gün yayarak taraftar kazanırlar; en azından konuyu bilmeyenleri yanlarında tutarlar.
Ama gerçekler gizlenemez ve sonuç tüm canlılar için çok acı olur! Gittikçe yayılan doğa ve atmosfer kirliliği ortamı yaşanamaz hale getirir ve her canlı bundan etkilenir. Doğa artık kontrol edilemez hale gelmeye başlayacak, gittikçe artan şekilde yağmurlar, seller, toprak kaymaları, fırtınalar, kasırgalar olacaktır.
Elbette “Bize bir şey olmaz!” diyen kahramanlar da çıkacaktır ama dünyanın iki kez “Buzul Çağı” yaşadığını unutmamak gerekir!… O dönem geldiğinde dünyamızda yaşayan tüm canlılar etkilenecektir; kimse torpil falan beklemesin!
Peki, çözüm nedir? Öncelikle bu yaşananlar bilimsel olarak tüm dünya insanlarına anlayabilecekleri bir dille ve ısrarla açıklanmalı, bir farkındalık yaratılmalıdır. Oluşacak tehlike cins, ırk, etnik köken coğrafya tanımayacaktır!
Sanayi gelecek için vazgeçilmezdir; ancak yararının yanında zararı da iyi gözlemlenmeli ve en aza indirilmelidir. Herkes gönüllü denetmen olmalı, bu türlü kaçak işlere fırsat verilmemelidir. Bunun için ortak çalışmalarla yasalar yapılmalı ve uygulanmalıdır. Dünya eğer hepimizin ortak yaşam alanımızsa bizlerde üzerimize düşenleri yapmak zorundayız.
Açlıktan ölen, başını sokacak bir kulübesi olmayan, geleceği, işi, sağlığı sallantıda olan, vahşi kapitalizmin ucuz emek gücü olan insanların önceliği acaba yukarıda anlattığım olaylar olabilir mi? İşin bu boyutu önemlidir. Bu konu çözülmeden ortak malımız olmakla birlikte bir avuç çıkarcının ele geçirdiği dünyamızda herkesin bu mirastan eşit olarak yararlanması beklenebilir mi?
Sömürgeler döneminde üç kuruş için yok edilen medeniyetler unutulmasın! Şimdi de modern sömürgecilik yapılmaktadır. Para hırsı yüzünden insan onuru yok edilmiş, insan “ucuz emek için kullanılan bir araç” haline getirilmiştir.
Bu bir aydınlanma süreci olup yüzyıllardır değişik yöntemlerle süregelmektedir. Ne zaman ki insanlar kendi saflarını doğru olarak seçerler, birlikte mücadele ederlerse ancak başarı kazanılabilir. Çünkü sonuç kaçınılmazdır; doğaya verilen zarar herkese verilmiş olacaktır.
Küçük bir deneme; genelde soluk aldığımız havanın önemi hiç aklımıza gelmez. Ama ne kadar değerli olduğunu anlamak için başınıza büyükçe bir poşet geçirip bekleyin. Bir süre sonra havanın ne olduğunu ve ne kadar değerli olduğunu anında siz de anlayacaksınız!
Güzel kentimiz Sinop’ta da yapılması planlanan Termik santrallerin buraları yaşanmaz kılmasından korkarken inat ve ısrarla bir de Nükleer Santral yapılmasını isteyenlerin de neye ve kime hizmet ettiklerinin bir daha düşünülmesi gerekir.
Unutmayalım ki; solunacak havayı yok edersek sadece bizler değil, doğadaki tüm canlılar da ölecektir!

ilgili haberler