Doğan Özdemir / Yerel Seçimler Ve Seçecekler

Laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olarak bize teslim edilen Türkiye Cumhuriyeti ne yazık ki adı bile tartışılır hale getirilecek kadar değişikliğe uğratılmıştır!.. Laiklik sözde kalmış, hukuk katledilmiş, demokratik parlamenter sistemden yeniden tek adamlık dönemine dönülmüş, bölünme tehlikesi ise kapıdadır.

Son genel seçimlerle bu durum tescillenmiştir. O zaman da dilimizde tüy bitecek ölçüde, aynı Kurtuluş Savaşı öncesi olduğu gibi gelecek tehlikeyi gösterdik. Ama insanlarımız yine üç grup oldu. Yukarıda anlatıldığı gibi “bağımsızlığı ve cumhuriyeti koruması gerekenler” yalnız kaldı. “Padişahçılar” ve “Nemelazımcılar” ise birlikte davrandı.

Sonuç; bizler için şok, onlar için Pirüs zaferi oldu!… Pirüs zaferiydi; çünkü bir kez denenmiş ve başarılmış Kurtuluş Savaşı yaşamıştık, bu bizler için geleceğe dönük ışıktı…  Onlar için ise asla başarılamayacak bir zafer(!) olacaktı. Onlara bu savaşı kazandıranlar sayesinde birlikte çok acı sonuçlarını yaşamak zorundayız. “Onlara dar gelen bize bol geliyor” olsa da sonuçta bu vatan başkalarına bırakılamayacak kadar kıymetli bir emanettir bizlere… Şu ironi çarpıcıdır: Sistemi destekleyenler bir zamanlar padişahlarını çok güçlü ve kaçmaz, düşmanları da dost sananlardı! O zaman da bedelini çok acı ödemişlerdi.

Şimdi önümüzde yerel seçimler var. “Gemim gitmiş, sandalına uğur olsun” derdi babaannem! Her ne kadar sistem değişse de yeniden düzeltilmesi olasıdır. Buna inanan bir kişinin bile kenara çekilmeye hakkı yoktur. Ülkeyi bu hale getirenlerden hesap sormak ve eski hale döndürmek bizim vicdan borcumuzdur. Kendi içimizde kavgalar tam bir tuzaktır! Bölünme değil, birleşme zamanıdır.

Siyasi partiler ilkeleriyle ayakta durur. İç işleri üyeleri ve taraftarları ile kendi aralarında halledilir. Hele Atatürk’ün kurduğu bir partide kişisel koltuk kavgaları asla olmamalıdır. Demokratik bir tüzük yazılmalı ve parti içi demokrasiye yol verilmelidir. Bu yapılamayacak bir iş değildir.

Ama ne olursa olsun, kendi isteklerine ters düşen işler olduğunda gemiyi en erken farelerin terk etmesi gibi çekilip gidenler; gitmeden partiye ağza alınmayacak sözler söyleyebilenler, “artık bu partinin filan partiden farkı yok” diyenler tam bir aymazlık içindedirler. Bilerek ya da bilmeyerek haklı eleştirilerini bir karşı propaganda haline getirerek iktidarın istediğini yapmaktadırlar.

Amaç, iktidarı seçim yoluyla düşürmektir! Bunun yolu da bellidir; birlik olmak! Tek bir oy bile ülkenin kaderini belirleyecek kadar önemli iken iç kavgalar, dolduruşa gelmeler, farkına varmadan iktidara hizmet etmektir!

Şunu unutmayın; değişik görüşlerimizi ancak ortada demokrasiyi tanıyan ve destekleyen bir “çatı” olursa özgürce söyleyebiliriz. Şu anda iktidarın ülkede yaşattığı durumu görmemek için gerçekten kör olmak gerekir! En ufak bir muhalif görüşü “içeri” tıkan iktidar başımızda durdukça sizler nerede bu görüşlerinizi açıklayabileceksiniz ki?

O nedenle sizleri düşünmeye davet ediyorum. Basit bir şeydir, ama çarpıcı sonuçları vardır. Kafanıza bir naylon poşet geçirin. Poşet ne kadar büyük olursa olsun en sonunda hiç farkına varmadığınız yaşam kaynağı havanın ne kadar değerli olduğunu hemen anlayacaksınız; garanti ederim!… İşte şu anda ellerinde poşetle çevremizde dolaşanları gördükçe birbirimize destek olmalıyız. Yok, eğer “armudun sapı-üzümün çöpü” kavgasını sürdüreceksek şimdiden boynumuzu uzatalım poşetçilere…

“Ölü kahraman” olmanın kimseye yararı yoktur. Hem canlı kalmalı, hem de yaşanılası bir ortam için kavga edebilmeliyiz. Unutmayın, önümüzdeki son yerel seçimleri de kaybedecek olursak, aynı poşetteki hava gibi farkına varmadığımız yaşamsal değeri de kaybedeceğiz. Her kaybedilen yer hızla yozlaşacak, artık nefes alınacak hali kalmayacaktır!

İlle de taşa takılınca düşmeye uğraşmayın; bakın, önünüzde kocaman bir taş var ve siz onun üzerine doğru gidiyorsunuz!

Aklın yolu birdir!

ilgili haberler