AktüelGüncelGündemSiyasetTürkiye

Kılıçdaroğlu: Eğer Üreticiyi Koruyamazlarsa Açlık Krizi ile Karşı Karşıya Kalabiliriz

Paylaş:

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şu şekilde:

“Hekimlerin pandemi süreci içinde nasıl büyük bir fedakârlıkla çalıştığının tanığı olduk. Sağlık çalışanları haftalarca eve gitmediler, eşleriyle konuşamadılar, toplum sağlığı için mücadele ettiler. O nedenle biz aynı şekilde çalışan diş hekimlerine de yürekten sevgilerimizi gönderiyoruz. Öyle bir tabloyla karşı karşıyayız ki sağlıksız bir planlama, kontrolsüz açılan fakülteler ileride atanamayan diş hekimleri sorununu gündeme getirirse kimse şaşmasın. Devlet planlama ile yönetilir, ihtiyaçlar önce belirlenir. İhtiyaçlar sınırsızdır kaynaklar sınırlıdır. Ekonominin temel felsefesi sınırlı kaynaklarla sınırsız ihtiyaçlar arasında sağlıklı bir dengeyi oluşturmaktır.

“Buradan üniversite okuyan bütün genç kardeşlerime sesleniyorum, sizin sorunlarınızı çözmeyi ahdettik. Sizleri üniversite bitirdikten sonra işsiz bırakan düzeni tepe taklak yıkacağız. Kendi geleceğiniz için oy kullanın.

“Öğretmenin sorunlarını çözmediyseniz ülkenin sorunlarını çözemezsiniz. Ülkenin sorunlarını temelden akılcı politikalarla çözmek istiyorsanız önce öğretmenin sorununu çözmeniz gerekiyor. Çünkü gelecek kuşakları yetiştiren o öğretmenlerdir. Sizi bu toplumun en saygın kişisi yapmak konusunda elimizden gelen her türlü çabayı göstereceğiz. İtibarlı bir meslek haline getireceğiz öğretmenliği. Öğretmenlik meslek kanunu olacak. 3600 ek göstergeyi oyalamadan derhal vereceğiz. Sözleşmeli, kadrolu öğretmen hayır efendim. Öğretmen öğretmendir. Ayrımcılığı tamamen bitireceğiz. 24 Kasım öğretmenler gününde her öğretmenimize bir aylık ikramiye vereceğiz. Helali hoş olsun diyeceğiz. Atama bekleyen yüz binlerce öğretmen var ama öğretmensiz okullarımız var. Köy okullarını tekrar açacağız, ferhatla şirini buluştuğu gibi öğretmenle öğrenciyi buluşturacağız. İkili eğitim birleştirilmiş sınıflar uygulamasına da son vereceğiz. Bunları bütün öğretmen kardeşlerimin hafızalarının bir yerinde tutmak istiyorum. Çünkü geliyor gelmekte olan. Söz veriyorum bunların hepsini yapacağız, birlikte, gururla yapacağız. Öğretmeni baş tacı yapmayan bir toplumun gelişme şansı yoktur.

Hep haksızlıklara karşı durduk. Bunu önce ailemizden arkadaşlarımızdan öğretmenlerimizden öğrendik. Bizi öyle eğitti öğretmenlerimiz. Ama sürekli haksızlıklar yaşanan bir toplumda adalet duygusu zedelenir. Adalet duygusunu güçlü tutmanın yolu haksızlığa karşı  toplumun saygın kesiminin direnç göstermesidir. Bu ülkede çok şey oldu. Almanya’lara gittiler, buralarda holdingler kuracaklardı, 8  milyar mark civarında bir para yok oldu .Buna benzer pek çok şey oldu. Şimdi 300 lira bin lira ile finans kurumları oluşturuldu bu parayı verin faizsiz ev-araba sahibi olacaksınız’ İş çığırından çıktı. Eleştiriler geldi bu eleştirileri yaptık parlamentoya bir kanun geldi .Güzel Çıkardık eksikliklerini dilimizin döndüğü kadar ifade ettik ve çıktı. Bazı  şirketlerin tasfiye edilmesi gerekiyor. Bu konuda BDDK tasarruf  mevduatı sigorta fonuna yetki verdi. 21 şirkette 54 bin vatandaşımızın parası var. Tam beş aydır paralarını alamadılar. Geçen gün eylem yaptılar. 5 bin 400 ailenin takipçisi olacağız, haklara onlara teslime dininceye kadar.

Cumartesi Anneleri 26 yıldır evlatlarını arıyorlar. Bari mezar yerini, gösterin diyorlar. Çoğu anne bunu görmeden hayata veda etti. Ve bunlar anneliğe yakışır asalet içinde sessizce Galatasaray Meydanı’nda her cumartesi oturarak haklarını istediler. Tam 699 hafta. 700. haftada baskı kurdular bunları dövdüler ve gönderdiler. Efendim yasaya aykırı gösteri yaptıkları için. Oysa toplantı ve gösteri yürüyüşü silahsız ve saldırısız  olmak kaydıyla hiçbir makamdan izin alınmaksızın yapılabiliyor. Ama bu anneleri dövdüler ve gönderdiler, mahkemelere verdiler. Milletvekili arkadaşlarım bu üçüncü duruşmayı izlesinler.

Elbette ki Cumartesi Anneleri de haklı ama Diyarbakır Anneleri de haklı. O annelerin acılarını da paylaşmamız gerekiyor. Biz toplumda hiçbir ayrımcılık yapmıyoruz.

“Ankara halinde gösterdiler, tezgâhın üzerinde plastik kasayı gösterdi ‘Bu aksanın fiyatı içimdeki domatesten daha pahalı’ dedi. ‘Bu çiftçi ne yapacak’ dedi. Yine dediler ki ‘Biz burada komisyoncuyuz. Bizim alacağımız ücreti biz belirlemiyoruz. Çıkan mal belli bizim kazancımız yüzde 8 brüt. Biz istesek de fiyatları artıramayız. 55 milyon ton tarımsal ürün üretiliyor bunun 26 milyon tonu kayıtlı 29 milyon  tonu kayıt dışıdır dediler. Hallere girmiyor’ dediler. ‘Asıl bizimle uğraşacaklarına kayıt dışıyla uğraşsınlar’ dediler. ‘Nakliye masraflarında iktidarın haberi yok’ dediler. Üretimin paraya çevrilmesinde en garantili yer hallerdir. Üretici gelir malını teslime der biz öderiz. Bu güven ilişkisi yıllardır devam eder’ diyorlar. Bizim en büyük derdimiz bilgi kirliliği, Herkes bizi suçlar ama biz bu suçlamaların tamamen dışındayız. her gelen bizi suçlamaya çalışıyor, bizim sesimiz olun dediler. Bizi hedef sektör  haline getirdiler oysa biz yüzde 8’den başka bir kâr elde etmiyoruz, bir gelirimiz yok dediler. Biz her türlü denetime açığız, bakanlık, hükümet denetim yapmak isterse başımızın üzerinde yerleri var. Biz kayıt dışını da engelleyelim elimizden gelen her türlü  çabayı gösteririz dedik. Bir üretim planlaması yapılması gerektiğinin de altını  çizdiler. En son şunu söyledi başkan; ‘hali kazanan seçimi kazanır.’ Ben de kendisine şunu söyledim; başkan hiç endişe etme Allah’ın izniyle hem hali hem seçimi kazanacağız dedim. Onların bütün sorunlarını çözeceğim.

“Hal esnafı böyle ama bir de gıda sektörü var. Mutfaklarda yangın var. Saat başı zam geliyor. Marketlerde saat başı etiket değiştiren elemanlar işe başladı. Öyle bir noktaya geldi ki Türkiye insanlar satarken kâr elde ederler. Türkiye öyle bir noktaya geldi ki satarken zarar ediyor. Bu noktaya Türkiye’yi getirdiler. Kendilerinin bana aktardığı bütün bileşenlerle buluştum. Gıda sektörünün bütün bileşenleriyle buluştum. Diyor ki üretici elindeki malı satmakta tedirgin, çünkü sattıktan sonra aynı malı tekrar almayacağım’ diyor. Satışı yapanlar fiyat artışlarından sorumlu değildir. Eğer konuyu maliyet ve üretim ekseninde düşünemezsiniz zaten fiyat artışı zorunlu olarak gelir. Bunlar benim elimde değil.’ Yine söylediler ki; ‘ Hükümetin birinci önceliği üreticiyi korumak olmalı.’ Eğer üreticiyi koruyamazlarsa açlık krizi ile karşı karşıya kalabiliriz. ‘Bizim sattığımız ürünlerin yüzde 77si tarım ürünüdür’ dediler. ‘Denetleme, baskı ile fiyatlar düşmez, malı kara borsaya düşürür, mal tezgâh altına girer’ dediler. “

Paylaş:

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu