Gündem

Siyaset hakkında (4-Siyasetin amacı; kişi mi, ülke mi?)

Paylaş:

Siyasetin en temel konusu amacı olmalıdır. Ülke gerçeklerine uygun, kabul edilebilir ve sürdürülebilir bir amaç ortaya koyan siyasiler büyük olasılıkla rakiplerinin bir adım önünde yarışa başlarlar. Elbette söylem ile eylem arasında fark yoksa… Yasalarımızda da “Etnik-Bölücü-Dini” siyaset güya ülkemizde yasaktır. Gerçekten sizce de öyle midir?

Siyaset, sonuçta hedefi olan, bu hedefe ulaşmak için taraftarlarına ve taraf olmaya meyilli seçmenlerine iyi bir mesaj sunabilen siyasetçiler tarafından yapılır. Çıkılan yol, bu zamana kadar iyi gitmediğini iddia ettiği yönetimi, şu andan itibaren değiştireceğini vaat eden siyasetçinin ortaya koyduğu hedefe ulaşma planıdır. Bu amaç, Sosyalist,  Sosyal Demokrat, Liberal, Dinci/Muhafazakâr, Faşist gibi terminolojilerle özetlenebilir. Görünen şudur ki; siyasi terminolojide olmakla birlikte her tanım ülkeden ülkeye değişen uygulama ve yorumlara açık, farklı görünüşte olabilmektedir. Katı kuralları olan dine dayalı yönetim şekillerinde bile en başta dinin tanımında farklılıklar başlar, bu ayrılık mezhepleşme, cemaat ve tarikatlaşma ile sürer. Bir dinin farklı ülkelerde farklı yorumlarına rastlamak şaşırtıcı olmayacağından dini yönetimlerin amaçlarında da tutarlılık beklenemez.

Bu genel değerlendirmeler aslında sadece çağdaş, ekonomi ve sosyal yönden belli bir aşama göstermiş ülkelerde genel tanımlara daha yakın ve uygun olarak kullanılırken, bu çizgiden uzaklaştıkça bu ve benzer her türlü değerin aslında amaç olamayacağı; gerçek hedefi örten birer gizleme aracı olacağını görürüz. Her türlü rejim; onu savunan kişinin gücü doğrultusunda gerçek hedefe varışın bir maskesi olacaktır. Demokrasi, yapısı gereği en çok kullanılan sistemdir. Kendine demokrat süsü vererek gerçek amaca ulaşmakta demokrasinin tüm erdemlerinden sonuna kadar yararlanarak demokrasiyi yok etmek çok kolaydır.

Burada siyasetin ne amaçla kullanıldığı gerçeği karşımıza çıkar. Normalde ülkesini ve halkını daha rahat yaşatabilmek amacıyla yapılması gereken siyasetin tamamen kişiselleştirilerek baskı, çıkarcılık, korumacılığa dönüştürülmesini, geri kalmış, demokrasi ve laikliği yeterince özümseyememiş ülkelerde sıkça görürüz. Bal tutanın parmağını yalamasını hoş görmek, yarın o baldan hiç pay alamamak olduğunu anlayana kadar sürecek, o zaman da iş işten geçmiş olacaktır. Kendi geleceğini düşünerek tüm güçlerini kendi için kullananlara, buna seyirci kalarak hesap soramayan seçmenler, güç duvarları bir kez aşıldıktan sonra kontrol da elden çıkacağından, sürekli o tek kişiyi mutlu etmeye çalışmak zorunda kalacaktır. Sorun buradadır. Siyaset kişileri kurtarmak, onların geleceğini garantiye almak, iş-güç-para-mal-mülk sahibi yapmak mıdır? Yoksa devlet,halk, tüm insanlar veonların huzur ve refahı için çalışmak mıdır?

Bu soruya geçerli ve tutarlı bir yanıt bulup arkasında durulabilirse zaten kişiler aradan kendiliğinden çıkmak zorunda kalır. Ama bir kez elinizi kaptırırsanız kolunuzu kurtaramaz hale gelecek maceraları hiç denememek gerekir. Temel olan, siyasetin gerçek amacı doğrultusunda halk ve ülke yararına yapılmasını ve bunu gerçekten yapacak kimselere teslim edilmesinin önemini anlamaktır. Yoksa başımıza bizi değil, kendini düşünen birini seçerek ayağımıza kurşun sıkmış oluruz.

Paylaş:

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu