Yazmak Zor Ama Vazgeçmek Kolay Mı?/Doğan Özdemir

Çocukluğundan beri sana öğretilen doğruların peşinden gitmişsen,

Haksızlığın karşısında güçlünün değil garibanın yanında olmuşsan,

Ülkeni, halkını, bayrağını karşılıksız sevmiş, bunların din, inanç, etnik köken, cinsiyet eşitliği gibi, sadece bireye özgü değerler olduğunu ve bunun başta siyasetçiler olmak üzere hiç kimse tarafından bir kişinin ya da grubun lehine kullanılmasına karşı koymuşsan,

Hırsızlığa, yolsuzluğa, vurgunculuğa, haksız kazanca, halkın cebinden çalarak belli bir grubun zengin edilmesine isyan etmişsen,

Hele hele tüm bunlara ek olarak yükselmek için insanların sırtına basanlardan, kişisel çıkarı için halkını da, ülkesini de satanlardan nefret etmişsen;

İşin zor, hem de çok zor!…

Gün, tüm bu sana öğretilenlerin, toplumun çok büyük bir kesimi tarafından kabul edilen “ortak değerler” olduğu gün değil… O günler çok gerilerde kaldı. Zaman bu kez doğruların lehine değil, kötülerin çıkarına değiştirildi! Senin savunduğun “insanların inançları, yaşam tarzları, etnik kökenleri üzerinden siyaset olmaz” tezin adım adım çürütüldü… Tam tersine bunlar, yani kişisel değerler ısrarla ve inatla siyasete malzeme yapıldı.

Çünkü siyasetin; ülkenin bağımsızlığını, halkının eşit koşullarda ve refah içinde yaşamasını sağlaması gereken özü ve hedefi, yani ekonomik kalkınma yöntemi, uygulanması zor ve “kişilere özel” çıkarlar sağlamadığından, daha Cumhuriyetin mürekkebi kurumadan terk edildi.

Çok partili döneme geçişte verilen sözleri düşünün; ekonomik yöntemler üretecek, muhalefet yoluyla halka farklı seçenekler sunacak; ama asla dini değerleri malzeme yapmayacak diye izin verilen partileri; ülkenin kurucu partisi liderinin demokrasi inancı ile iktidara gelmesine yol verdiği DP’yi anımsayın!…

Kurulana ve tek başına iktidara gelene kadar verilen sözler anında unutulacak, tam tersi söylem ve eylemler devreye sokulacaktı!…  İşte ilk “karşı darbe” böyle başlayacak, gittikçe iktidarda olmanın halkın refahını değil, kişisel çıkarlara ve halkı bölerek kendine “yandaş” kitleler oluşturmayı amaç edinecekti.

Bu durum çağdaş uygarlık düzeyi, bağımsızlık, halkın birliği ve bütünlüğü, insana saygı ve eşitlik gibi “demokrasinin olmazsa olmaz” temel ilkelerini içten içe kemiren, “her ağacın içinde olan kurdu” olarak “satın alınabilir ve kullanılabilir” kişiler yaratarak artarak gelecek; özetle “o sarı öküz aslında hiç verilmeyecekti!”

Ülkeyi eğer silahlarla fethedemiyorsanız, eğitimini ve insan kalitesini düşürerek yozlaştırarak daha kolay yok edebilirsiniz. Günümüzde artık “Çanakkale Savaşları” olma olasılığı düşüktür; ama o Kuruluş günlerinde ülkesine ve halkına isyan eden vatan haini kılıç artıkları şimdi artık inlerinden çıkıp kendilerini yine “sahiplenecek efendilerinin” gözünün içine bakmaktadırlar…

Günümüzün modern savaşı budur. Satın alınıp kullanılabilecek kişiler zaten emperyalist düşüncenin ana unsurudur. Bunları yıllar öncesinden, daha kimselerin yeterince tanımadığı dönemlerde keşfedip(!) ördükleri “ihanet kozaları” içinde gerektiğinde uyandırmak üzere uyuturlar.

Bukalemun görünümlü bu kişiler de verilecek gizli görevleri yapmaya, halkın birlik-beraberlik-bir arada yaşama istek ve arzusunu yok edebilecek ihanet taşlarını; tek tek, sabırla, en kolay ve en inandırıcı olan sapık, değersiz, sahte ama hep işe yarayan dinci söylemlerle döşerler…

Ellerine fırsat geçtikçe eğitimi çağdaş normlarından uzaklaştırıp yüce Allah’ı bile bir kenara atıp kendi icat ettikleri Allah’larına tapınmaya başlarlar. Böylece toplumda Allah’a değil, kullara “biat ve itaat eden, şeyhine-liderine kendini adeta bir ölü bedeni gibi teslim eden, kutsal kitapta ne yazarsa yazsın tapındığı kişinin her sözünü Allah’ın emri olarak kabullenen” kullanılabilir yandaş toplulukları oluştururlar. Bu, kartopu gibi yuvarlandıkça büyüyen bir saldırı olacaktır. Kendilerine karşı çıkanları “dinsiz-imansız(!)” ilan ederek karanlık inlerinde ha bire çoğalırlar.

İşte siyasetin temel unsurları ve hedefi böylece yok edilir ve iktidarı ele geçirenler için hiçbir etik anlamı da kalmaz!

İşte senin bu nedenle tüm bu olanlara seyirci kalabilmen zordur! Öğrendiğin evrensel değerler gözünün önünde tek tek yok olurken susamazsın! Sesiz ve seyirci kalamazsın!…

İşte bu yüzden olman gereken tarafta kalarak, demokratik değerlere sığınarak halkını uyarma görevini sürdürmek istersin.

İşte bu eylemleri yaparken bulunduğun yerde seni tehlikeli gören bu örümcek beyinliler anında seni hedef yaparlar. Onlar çok kurnazdır; ileride başlarına iş açabileceğini hemen kavrarlar. Ve onlar arkalarındaki karanlık güçlerden aldıkları kuvvetle sorun olmadan seni yok ederler.

İşte bu yüzden  “faili meşhur(!)” cinayetler seni bekler…

İşte bu yüzden işinden-gücünden edilirsin…

İşte bu yüzden düzmece belgelerle, gizli tan-ıd-ıklarla hapislerde çürütülürsün…

İşte bu yüzden yaratılan korku imparatorluğunda çevren hızla boşalır, gittikçe yalnızlaşırsın…

İşte bu yüzden yazsan da yayınlatamazsın, söylesen de dinletemezsin…

Ama işte bu yüzden “İnsansın!…”

Doğru bildiğin yolda yalnız da kalsan yürümeyi becerirsin… Tek güvencen, yüz yıllardır hiç yanılmayan “Tarih Baba”dır… “Diktatörlerin sonları hep aynı olmuş, ihanet edenler gibi eceliyle ölene rastlanmamıştır” der Tarih Baba…

İşte sen sırtını bu güvenceye dayar doğrularınla yolunda yürümeye devam edersin; haklılar her zaman, geç de olsa kazanacaklardır çünkü!

Ne demiş üstat; “Sen yanmazsan, ben yanmazsam, o yanmazsa….”

Doğan Özdemir/Jurnalci.com

ilgili haberler