Doğan Özdemir/Cambaza Bakarken…

Yıllardan beri hep aynı oyun ile uyutuluyoruz. Birileri tele çıkardıkları cambazı bize izletirken nedense hep ceplerimiz boşalıveriyor, ya da görmemiz gereken bir şeyler bizden gizleniyor. İşin garibi bizler mi hiç akıllanmıyoruz; onlar mı çok akıllılar? Daha önce yaşadığımız bir olayı yine ve bilerek yaşamak nasıl bir duygudur? “Du bakali, n’olcak?” diyerek aynı tuzağa niçin düşüyoruz?

Bunun tek açıklaması “beynimizi kullanmamak” olmalı… Çünkü tüm canlılarda yeterince kullanılmayan her organ zamanla körleşir, artık eski görevini yapamaz hale gelir, hatta işe yaramaz bir fazlalık olur; apandisit gibi!

İnsanımıza yıllar önce özgür düşünmeyi, araştırmayı, incelemeyi, karşılaştırmayı, soruşturmayı, yorum üretebilmeyi öğretmek yerine kabullenmeyi, teslim olmayı, biat ve itaat etmeyi öğretenler, bu çocuklarımızın ailelerinin de boyun eğişleri yüzünden şimdi meyvelerini topluyorlar! 15 yıldır 15 şekle sokulan ve henüz ne olacağı da belirlenemeyen eğitimimiz tam da bu amaca hizmet ediyor. Amaç, çağdaş bilim ve eğitimden olabildiğince uzaklaştırılmış; zorla İmam Hatipleştirilmiş okullardan bu tür bir nesil yetiştirmek!

Eskiden gerçekten çok özel olan, çok başarılı öğrenciler yetiştiren Fen ve Anadolu Liseleri gibi öğrenim kurumları, hiçbir sayısal gereksinim olmadığı halde tamamen İmam Hatip liseleri haline getirildi. Şimdi oralarda Fen laboratuarlarında evrimi değil “Allah’ın hikmetini” öğrenecekler!… Bu, aslında dini öğrenmek olarak yutturulacak. Mitoz bölünme de, iki kere ikinin dört etmesi de “Allah’ın izniyle” olacak. Sonra bu çocuklardan dallarında çok başarılı bilim adamları olmalarını bekleyeceğiz… En belirgin örneği de; öğrenciler tarafından yapılan çalışmalarda “falanca ilahinin domateste erken çiçek açmayı sağladığı(!)” kanıtlanırken, çağdaş ülkelerdeki yaşıtlarının uzaya ait projeler geliştiriyor olmasıdır.

Zaten bir ülkeyi savaş yoluyla çökertemiyorsanız, en kolay yöntem önce kültür ve eğitimini, peşinden de kaçınılmaz olarak ekonomisini çökertip teslim alabilirsiniz. Çağımızda artık bu yöntem uygulanmaktadır.

Eğitimimizin direği Köy Enstitüleri’ni ağır ve acımasız darbelerle yıkanlar, yerine bu amaçlarına ulaşabilecek gerici, çağdışı ve ilkesiz eğitim sistemini yerleştirerek zaten epeyce yol aldılar. Bu nedenle halen defalarca kandırıldığımız halde yine safça “teldeki cambazı” izlemeyi sürdürüyoruz.

Ekonomiye gelirsek; en basit haliyle “paran kadar konuşursun!” Paranın olabilmesi için de birçok yöntem vardır. Örneğin; çok ileri teknolojilere sahipsindir. Böylece her ülke sana muhtaçtır ve sen para kırarsın; halkının refah düzeyini de yükseltirsin. Yine örneğin; çok değerli yeraltı – yerüstü madenlerin ve doğal yaşam alanların vardır. Bunları pazarlayıp madenlerinle, sularınla, doğal kaynaklarınla, turizminle para kazanırsın. Ya da gıda üretiminde çok ilerisindir. Unutulmamalı ki, her dinden ve her kökenden insan mutlaka öncelikle beslenmek zorundadır! İşte bunlara meyve, sebze, tahıl, su ürünleri, hayvansal ürünler satar, yan gelir yatarsın…

Ancak bunların elde var olması yetmez! İş; bunları akılcı, toplum yararına ve sürdürülebilir olarak kullanıp üretebilmektir. Beceriksiz üreticilerin ve yöneticilerin elinde ekmeğin hamur, Bor’un çamur, turizmin de rezil olur!… Kazanmak yerine batarsın.

Dünyada ekonominin herkesin bildiği ve kullandığı temel gerçekleri vardır. Bunlar kişiden kişiye, toplumdan topluma pek değişmez; ya uygular başarılı olursun, ya da kafana göre takılıp rezil olur batarsın!

Şu anda mirasyedi gibi yaşayan, har vurup harman savuranlar yüzünden hazırdakileri yedik, kiler boşaldı… Üretimi zaten yıllardır yok ettiğimizden bu kaynaklardan da para gelmiyor. Teknolojiden de sınıfta kalmış durumdayız. Her yanda uçmayan uçaklar, yürümeyen otomobillerin öyküleri biz cambaza bakarken anlatılıyor… Yani para getirecek bir şeyimiz kalmamış… Şimdi sıra ormanlarımızda, sularımızda, denizlerimizde, en verimli zirai alanlarımızda; kısacası para edebilecek, her şeyde!…

Daha on-on beş yıl önce TCMB kasasında hiç değilse mevcut borcumuzu karşılayabilecek kadar dövizimiz vardı. Borç isteyebileceğimiz dış ülkeler buna bakarak bize daha kolay ve güvenden dolayı az faizle borç verir, işadamları daha kolay yatırım yaparlardı. Şimdi ise kasamız tamtakır sayılır!… 700-800 milyar dolara yaklaşan toplam borca karşı 20-30 milyar dolar ya var, ya yok!… Döne döne borç aradığımız ülkeler “kasanda ödeyecek karşılığın yok”, “her şeyin ipotekli, yeni ipoteğin yok” diyerek az para-çok faiz veriyorlar… Eh; zamanında “babalar gibi satıp, çar-çur ederlerken” yine biz cambaza bakıyorduk!…

Bize “cambaza bak” diyenlerin, birbirlerine esip gürleyenlıyazrin tek amacı ise cebini, yandaşlarını ve gününü kurtarmak… Çünkü kafalarına göre ekonomi kanunu icat etmekle ekonomi düzelmiyor! Bunu anlayacağız, ama ceremesini zamlar, pahalanan yaşam, sönen hayatlar, iflaslar ile bizler ödeyeceğiz. Doların bir gecede yüksek atlama rekorları kırdığında kimlerin birdenbire zenginleşiverdiklerini sadece merak etmekle kalacağız; sonra bize “gayrı milli” falan diyecekler!…

Okuduğum bir kitaptan (Bekir Öztürk’ün “Küresel Kukla AKP- Bir Amerikan Projesi) bir alıntı kullanacağım. Diyorlar ki; “Sen halkının gazını almak için basın önünde, halkının karşısında es, gürle, bağır, çağır, söv… Biz senin söylediklerine değil, yaptıklarına bakar değerlendiririz.”

Yani onlar birbirlerine rol gereği bağırıp-çağırırken, ama birlikte yapılacak işler hiç aksatılmadan yapılırken; içeride ise batmış ekonomi ve çökmüş siyaset gizlenirken, üstelik bu durumda bir de dünyaya posta koyan(!) “mağdur kahramanlar” yaratılıp, kürk olan suçu kimse üstüne almayınca zorla “muhaliflerin sırtına” atılırken, bizler sadece iyi huylu vatandaşlar olarak teldeki cambaza bakacağız!…

Bedava tiyatro; yetmez mi?

Doğan Özdemir/Jurnalci.com

ilgili haberler