Doğan Özdemir- Corona Günlükleri-15

Corona Günlükleri-15

Son Çıkış

Şu an yaşamakta olan nesil “iki bin yılını” görmüş olmanın kıvancını yaşarken aynı zamanda yüz yılda bir görülen doğal afetlerden/salgınlardan biri olan Coronavirüs’le de tanışmış olmanın kısmetsizliğini yaşamaktadır. Siyaseten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Laik, Demokratik Sosyal bir Hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin de tüm sistemini yıkıp dönüştüren bir iktidarla tanışmış olmak da ayrı bir şans(!) sayılabilir… İster beğenelim, ister beğenmeyelim elimizdeki malzeme budur! Bununla yetinmek, yaşamak, uğraşmak zorunda kalacağız.

Corona’nın yaptıkları tüm dünyada insanoğlunun kulağını fazlasıyla çekiyor, ona bu zamana kadar yediği haltların hesabını soruyor aslında… Dünyayı sadece kendinin sanıp istediği gibi hor kullanmaya kalkan insanoğluna Doğa Ana tokat üstüne tokat vurarak yanlışını gözüne soksa da aklının önüne hırsı koyan kişiler yüzünden yeterli ders alınmamış görünüyor. Evet; miniminnacık bir canlı ile koskoca dev ülkeler bile baş edemiyor! “Aklın yolu birdir” diyerek önlemler geliştirmeye çalışsalar da epeyce bir kayıp verileceği kesin gibi… Can kaybının ötesinde ise asıl büyük felaket yatıyor; ekonomik ve sosyal çöküntü!

Sosyal çöküntüden başlarsak; eve kapatılmanın tüm alışkanlıklarımızı alt üst ettiği ortadadır. Pek çoğumuz bu durumu ciddi psikolojik bozukluklar yaşayarak geçirecektir. Üstelik bu sürecin ne kadar süreceğinin bilinmemesi bu baskıyı daha da artırmaktadır. Önümüzde bambaşka bir yaşam türü olacak gibidir.

Ekonomik çöküntü ise kaçınılmazdır. Sosyal devletler, bu süreçte bulaşmanın en aza indirilebilmesi için olabildiğince işyerlerindeki çalışmaları en aza indirmeye, buradan gelir kaybı olanlara devlet bütçesinden para vererek kişilerin evlerinde kalmalarını sağlamaktadır. Kayıtlı işçiliğin dışında, özellikle bizim gibi az gelişmiş ülkelerde simitçisi, baloncusu, kahvecisi, bakkalı, berberi, otobüs muavini ve benzeri daha birçok meslek vardır. Bu kişiler ya tüm gelirini buradan karşılamakta, ya da geçinemediğinden ek olarak bu işleri de yapmaktadır. İşte bu kişilerin durumu tam anlamıyla bir felakettir! Çünkü günübirlik çalışamadığında ekmek alabilmesi olanaksızdır. Yine sosyal devletlerde Milli Gelirden herkese eşit pay verildiğinden bu durumda olanlar da devlet kasasından beslenebilmiş, sorun çözülmeye çalışılmıştır.

Bizim sıkıntımız ise hem işçiler, hem de bu durumda olanlar için aynıdır! İşçiler fabrikalar kapanmasın diye bulaşmanın kucağına atılırken, ancak listelere girebilenlerin(!) bir kısmı da çok az miktarda verilen yardıma ulaşabilmiştir, çoğunluğu aç ve açıkta bırakılmıştır! Çünkü devletin kasası tamtakırdır, bomboştur!

Milli Gelirin yarısını halkın (%20 kadar) kaymak tabakası yerken diğerlerinin açlığa mahkûm olması normaldir. “İtibardan tasarruf olmaz” mantığıyla saraylar, uçaklar, otomobiller, lüks tüketim malzemeleri almayı ve lüks yaşamı savunanlar, diğer vatandaşların haklarını da tükettiğinden, bütçeden şimdi o sosyal yardımların yeterince yapılabilmesi olanaksız hale gelmiştir. En son yapılan hamle iktidarın bu niyetini açıkça belli etmiştir; ne olursa olsun, işyerleri çalışsın, patronların paraları eksilmesin, işçilere de maaş verilebilsin! Çünkü sosyal yardımlara gücü yetmemektedir. O zaman çözüm, açın AVM’leri; yakında da tüm işyerlerini demektir!

65 yaş üstü ve 20 yaş altı grupların sokağa çıkarılması iki yönlü değerlendirilebilirse de asıl amacın tam bir “Sürü Bağışıklığı” sağlamak olduğunu düşündürmektedir. Park, Bahçe ve Deniz kenarlarının kapalı olduğu bir ortamda AVM’lerin açık olması başka türlü açıklanamaz! Hele hastalığı göstermese de taşıyıcı olabilecek çocuklarımızın, olması gereken aralığı hiçe sayarak ortalığı doldurmaları, AVM’leri çoluk-çocuk, itiş-kakış dolduranları görünce, buna maske takmamak ya da usulüne uygun takmamayı, toplu olarak belli uzaklığı korumadan bir arada olmayı da ekleyince kaçınılmaz olarak hastalığın patlama yapması beklenmelidir! Hele Bayram da gelmektedir ve halkımız bayramlarda pek kural tanıyacak gibi görünmemektedir.

O zaman buna izin verenlere şunu sormak zorunlu hale geliyor;

–İstenen bir “Sürü Bağışıklığı” oluşturmak, “ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” demek ve bir an önce “ekonomi çarklarını döndürmek” midir?

–Böyle düşünmeye her geçen gün biraz daha batan ekonomimiz mi zorluyor?

–Bu sıkıntıyı örtmek, gündemi değiştirmek için “cambaza bak” demek mi istenmekte, yoksa koltuk sallanmaya başladı telaşı mı var?

–Özellikle bazı basına, TV’lere, gazetecilere, sanatçılara baskı ve yasakları artırarak nefes alsa tutuklatmaya, susturmaya zorlamanın amacı bu mu?

–Erken Seçim korkusuyla darbe söylentileri mi artıyor?

–Bunlar gündemi değiştirmeye yetmeyecek gibi olduğunda ısıtılıp tekrar ortaya “İş Bankası-CHP Hisseleri” getiriliyor?

 

Umarım düşündüğüm gibi değildir; çünkü bu ülke hepimizindir!