Doğan Özdemir -Corona Günlükleri-18

 

Mayıs ayında yaşananlar

Mayıs ayı tarihimizde acılarla dolu bir aydır. Hiç değilse bunlardan birkaçını birlikte anımsayalım.

29 Mayıs 1453 günü “İstanbul’un Fethi”ni kutluyoruz. Aslında çağdaş ülkelerde “fetih” değil “kurtuluş” günleri kutlanır. Ama bizde böyle işte…

Yine kimi zaman yasaklanmış, kimi zaman katliamlara sahne olmuş “1 Mayıs İşçi Bayramı” da unutulmamalı…

Elbette bayramların en büyüğü ve en anlamlısı olan “19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı” hiç unutulamaz; üstelik unutturmaya, adını bile yanlış kullananlara rağmen… Virüs korkusundan bayrama katılamayanların başka açılışlara katılmalarını da unutmadan…

Recep Tayyip Erdoğan Resmen Partili Cumhurbaşkanı olduğu tarih de, tekrar partisine üye olduğu 2 Mayıs 2017’ydi. Artık CB-Başbakan-Parti Başkanı-Tek Adam olarak yepyeni bir süreci RTE’ye emanet edecektik.

13 Mayıs 2014’te kömür madeninde patlama sonucu üç yüzden fazla vatandaşımızı kaybedecektik. “Soma Faciası”nda unutulmayanlar arasında; yerde yatmakta olan bir madenci yakınına tekme atabilen insansıyı –ki halen bir ceza almadı-, RTE’nin “ölümleri fıtrata” bağlaması ve bir kişiyi markette tokatladı denen anlar sıralanabilir.

7 Mayıs 2019’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçimi iptal edilmişti. Gerekçe basitti; çünkü iktidar kazanamamıştı. Oyların çalındığı bile söylendi; ama sandıkları koruyan halktı! Ve bu halk kazanıldığı halde zorla iptal ettirilen seçimlerin yinelenmesinde iktidara unutamayacağı bir tokat vuracaktı!

“12 Mart 1971 darbesi” sonucunda Anayasayı ortadan kaldırmaya kalkışmak suçundan Deniz, Hüseyin ve Yusuf idamla cezalandırılmıştı. Bu üç genç, haydi yanlarına onlarla birlikte hareket etmeyi düşünen bir avuç kişi daha ekleyelim. Ellerinde üç beş silahla bu kişilerin koskoca TC’ni ortadan kaldırmaya gücünün yeteceğine inanan hukukçularımız onların idamına karar vermişti.

“27 Mayıs 1960 darbesi” ise bu kez yine hedefte üç kişi vardı, Menderes ve 2 bakan arkadaşı. Menderes ülkenin başbakanıydı; diğerleri de bakanlarıydı. Kişisel ahlakı ilgilendiren suçlamaları görmezden gelelim diyeceğim de; o konumdaki birinin, üstelik dindarlığıyla Cumhuriyete ve laikliğe meydan okuyan, “siz isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz” diyebilen birinin bu yaptıkları halk için sonuna kadar haberdir. Yinede geçelim.

Ama ülkeyi yöneten birinin Anayasa ve yasalara aykırı olarak muhalefeti yok sayması, kendini yargıç ve savcı yerine koyan seçilmiş milletvekilleriyle CHP’li vekiller hakkında “Tahkikat Komisyonları” kurdurması, İnönü’nün en az 4-5 ortamda linç edilmesine çanak tutması yeniden düşünülmelidir. Ülkeyi “Vatan Cephesi” adıyla bölmek ve halkı sürekli bu cepheye kaydederek muhalefete baskı kurması ise ayrı bir suçtur. Sanki bu günleri daha dün gibi(!) anımsadım birden!

Şimdi; bazılarının kahraman ilan ederek kendilerine idol seçtikleri Menderes’in tüm bu yaptıklarının Anayasa ve yasalara aykırı olduğunu görmezden gelmeleri anlaşılır gibi değildir. Deniz ve arkadaşlarına terörist diyenlerin ve bir avuç kişinin koskoca ülkeyi yıkabileceğine inananların, devletin başbakanı olan, tüm bakanlıklarını tek elden yöneten, TSK’ye emir verebilen birinin yaptıklarını basit bir hata olarak görmeleri ve bu durumdan bir “mağduriyet” çıkaranlara şaşarak bakmak gerekir. Anayasal bir suç işlenmiştir ve yine Anayasaya göre idam cezası verilmiştir.

Ancak her iki olayda da yapılanlar siyasi gerekçelerle abartıldığını ve bir tür intikam alma haline sokulması ise yanlıştır. Hele her iki olayda da sonucun “idam” olması asla affedilebilir bir hata değildir. Çünkü idam asla bir ceza değildir. Yapılan yanlıştır.

Gelelim Gezi Direnişine… Ülkemiz tarihinde hiçbir grup ya da siyaset tarafından organize edilmeden çoğumuzun “akılları havada” dediğimiz yepyeni bir kuşak olan “Çapulcu” gençlerimiz tarafından ortaya konmuştur. İktidarın, muhalifleri hiçbir zaman “adamdan” saymayan, onları “diğerleri” sayarak dediğim dedik tavırları yüzünden çok kısa bir zamanda bitirilebilecek bir eylem tüm yurda yayılarak şanlı bir direnişe dönüştü.

Önceki örnekte olduğu gibi iktidar –zaten Menderes’i de kendilerine öncü kabul ettiklerinden- onun yaptıklarını yapmaya özenmiş görünmektedir. Muhaliflerin en mantıklı istemleri bile iktidara hakaret gibi geldiğinden elindeki polis gücünü orantısız olarak kullanarak çok sayıda ölüme ve yaralanmaya neden olmuştur.

Bir de Bahçeli’nin DP’yi iktidardan indiren MHP’si adına orada ne aradığını anlayamadım! Darbeyi yapan partisini övmeye mi, Menderes ve arkadaşlarını bu devrime neden oldukları için yermeye mi gitti acaba?

 

Corona günlerinde bu gün kısa da olsa Mayıs ayında yaşananlardan bir kısmını anmış olduk. Yukarıda sıralanan konular yoruma açık, üzerinde çok tartışılan, iktidar ve muhalefetin iki ayrı bakış açısıyla yorumladığı “cıs” konulardı. Biraz da siz beyin jimnastiği yaparsınız.

Sağlıkla kalın.