Doğan Özdemir -Corona Günlükleri-27

Corona Günlükleri-27

Ortaya karışık

Temmuz ayının benim yaşantımda önemli bir yeri vardır. Öncelikle ne derece kesin bilmiyorum ama nüfus kayıtlarına göre doğum tarihim 1 Temmuz 1956’dır. Bana kalsa hiç de kutlama meraklısı olmadığım yaş günümü sağ olsun, bazı sevenlerim kutlayıp beni de mutlu ederler. Bu arada “65 kritik eşiğine” girdiğimi de duyurayım!

İkincisi 8 Temmuz’dur; bu bizim evlilik yıldönümümüzdür. İki sevgili her yıl az-çok bu günümüzü kutlar, eski anılara dalar, “acı günde-tatlı günde, iyi günde-kötü günde “ nasıl o koskoca 41 yılı deviriverdiğimizi anarak geçmişlere dalar gideriz.

9 Temmuz ise sevgili Buse’ciğimin doğum günüdür. Genellikle her doğum gününde birlikte olduğumuzdan ona bu gününü güzel yaşatabilmek uğruna çaba gösteririz.

Şimdi bu günlere yeni günler de eklendi. Yine 1 Temmuz 2019 ve 2020 günlerinde iki kitabım baskıdan çıktı! 1. ve 2. Ciltlerini ilk elime aldığımda yaşadığım sevinç ve gurur bana yetecekti. Artık “kitapsız” değil, hem de “iki kitaplı” biriydim! Ama sık sık yinelediğim gibi; önemli olanın kitabı yazmak değil, onu hak ettiği değere pazarlayabilmek, okuyucusuna ulaştırabilmek olduğunu da yaşayarak öğrenecektim! Yüzlerce arkadaşın olduğunu ve bunların ancak çok az bir kısmının okumaya meraklı olduğunu görmenin hayal kırıklığını da yaşayacaktım; her kitap yazacak arkadaşıma da bunu anlatacaktım.

Kendimle ilgili bölüme nokta koyarken günümüzün Corona gerçeklerine dönme zamanı geldi. Sinop gibi duyarlı bir kentte Corona’nın ne kadar hafife alındığını görmenin üzüntüsü içindeyim! Maske takılmadığını, neredeyse ağız ağza oturulduğunu şaşırarak izlemekteyim. Yoksa “bize bi şiy olmaz aaabiii!” yılışıklığı ve cahilliği bize de mi bulaştı diye üzülüyorum.

Son olarak ülkemizin durumuna geldiğimizde buradaki sorunların hepsinin üzerine çıktığını üzülerek görüyoruz. Siyasetin dilinin bu denli kirlendiği bir dönem yaşamadım! İnsanlar bulundukları makamlarda yükselirken o makamlara yakışan şekilde sorumlu ve örnek davranmak zorundadır diye öğrenmiştik! Yoksa “imam-cemaat” örneğinin önüne geçilemez.

Bu ağzı bozukların siyasi rakiplerine değil de, onların şimdi bulundukları ortama gelmelerini sağlayan ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e dil uzatmalarını asla bağışlamıyorum! Atatürk’e laf söyleyenlerin o sözlerinin bin katını onlara iade ediyorum!

Siyaset her geçen gün hem sıkışıyor, hem düzey ve yandaş kaybediyor. Dünyada da yalnızlaşmamızı artırıyor. Elbette bunun siyasi karşılıkları olacaktır. Ama herhangi bir siyasi partinin iktidardan düşüp diğerinin iktidar olması ülkeyi düze çıkaramıyor! Çünkü gücü elde tutanlar geriye dönülemez çok büyük hasarlar yapmaktalar. Yerine geleceklerin bunları eski haline getirebilmesi için ülkenin gelecekteki rahatından, huzurundan, ekonomisinden, özgürlüğünden çok fazla kısıntılar yapmak zorunda kalacak olacağı unutulmamalıdır. O nedenle gelecekte yaşayacağımız bu olumsuzluklara şimdiden “hayır” demeyi başarmak, geleceğimizi ipotek altına sokmamamız gerekir.

Mutlaka bir gün herkese gerekebilecek ve özgürlüğün temel taşı olan Hukukun son halini gördükçe içim kan ağlıyor! O “talimat verilemez” denen mahkemelerin birilerinin ağzından cümlenin tamamı bile çıkmadan nasıl yanlı, hukuksuz, yasalara aykırı kararları çıkarıverdiklerini gördükçe umut ışığı gittikçe azalıyor! En hukuk cahili kişilerin bile bilebildiği; bir konu hakkında daha önceden verilmiş kararlar (içtihatlar) varsa bunlar ortadayken tersine kararlar geçersiz olur, üst mahkemelerden döner gerçeğinin yine adına hukukçu denen kişiler tarafından alınabilmesini anlamak olanaksız! Görünen o ki herkes görevini yapıyor!

En son Baro’ların bölünmesinin ve Ayasofya’nın Atatürk dönemini “hain” ilan ederek tekrar camiye çevrilmesinin gerçek amacını anlamayan kalmasa da, bazıları amacına ulaşmış oldu! Sonuçları ise çok, ama çok başımızı ağrıtacaktır; yaşayarak göreceğiz!

Bu arada; ülkemizin çeşitli yerlerinden “Ayasofya’da namaz kılma turları” düzenlenmiş, daha şimdiden yandaş baro için başvurular başlamıştır! Halkımıza duyurulur.

Coronasız, akıl sağlığımızı yitirmeyeceğimiz günlere…