Doğan Özdemir-Paralel Hat

Paralel Hat

Kitabın Yazarı: İlhan TAŞÇI

(Kırmızı Kedi Yayınevi, 2014, 195 Sayfa)

Bir zamanlar yaşadığımız telefon dinlemeleri ve kaset skandalları hakkında epeyce kitap yazılmıştı. Bunlardan biri de bu konuda başarılı çalışmalara imza atmış olan İlhan Taşçı’nın bu kitabıdır. O günlerden bu günlere nasıl geldiğimizi yeniden anımsamak, değişen neler olduğunu yorumlamak açısından dikkatle okunmasında yarar vardır.

Dünya ülkelerinde de hükümetler tarafından ya da gerçekten tam bağımsız yargı tarafından kişilerin telefonları dinlenebiliyor, izlemeye alınabiliyor. Ama burada en önemli unsur, kişilerin haberleşme özgürlüğü olunca öyle her canı isteyen dinleme izni alamıyor elbette… Ya da iktidar veya içeride yuvalanmış başka bir grubun böyle bir işi yapabilmesi affedilir bir suç değildir.

Bizde ise FETÖ’nün “Saygıdeğer Fethullah Hocaefendi” olduğu ve AKP ile derin bir aşk içinde ülkeyi yönettiği dönemlerde telefon dinlemek sıradan olaylardandı! Amaç aynı, hedef aynı olunca salt telefonları dinlenmekle kalmaz, tüm muhalif ya da hedef kitlenin takipleri yapılır, adlarına sahte belgeler de düzenlenerek hayatları karartılabilirdi. İşte Ergenekon ve benzeri davaları bu yöntemlerle bu halka yaşatmışlardı.

Ama “keser döndü sap döndü, gün geldi hesap döndü” ve ortaklık sarı öküz ölünce bitti! Güçler eşitlenince bilek kuvvetine sıra geldi ve bu kez yönetim kavgası başlayıverdi. Birlikte iş tutanlar, bir sürü masum, günahsız, ama ikisine de muhalif olan kişilerin kimi zaman işlerinden olmasına, kimi zaman hapislerde çürümesine ve kimi zaman da ölümlerine neden oldular. Ama ne zaman ki bıçağın ucu kendilerine değince kıyametler koptu!

İşte o zaman Hocaefendi “FETÖ” oldu; ortaklık bitti! Hamam aynıydı; sadece tellaklar değişmişti! Bu kez eskiden başkalarını dinleyenler dinlenmeye başlandı. Elbette bu diğer muhaliflerin yok edilmesi için de bir fırsat oluverecekti.

Kitap, dinleme olayların torpilli altın çocuğu Basri Aktepe’nin kim olduğuyla başlayıp TİB’in kurulmasıyla sürüyor. Türkiye’de telefon dinleme yetkisi yasayla sadece üç kuruma; Emniyet, Jandarma ve MİT’e verilmiştir. Ama 23 Temmuz 2005 tarihinde bakanlardan bile gizlenen bir Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) kuruluyor, işler değişiyordu.

Kitap baştan sona dikkatle okunmalı; bu nedenle alıntı vermiyorum. Ama sadece bazı olayları anımsatmakla yetineceğim. Örneğin; cemaatle kapışmanın ilk işaretlerinden biri RTE’nin ofisinde böcek bulunmasıyla başlamış, sonra 17-25 Aralık 2013’de ses kayıtlarının servis edilmesiyle kopma noktasına gelmişti. O günlerde dört bakanın rüşvetleri, çocuklarının servetleri, para sayma makineleri, kol saatleri, ayakkabı kutuları unutulmamıştır.

Son olarak; ülkemizin resmi olarak satın aldığı 11 adet dinleme aracının devlet içinde nasıl kaybolduğunu anımsatayım, yetsin. Üstelik bunların öyle “kaybol” demekle kaybolamayacağının, bunları kimlerin kullanabileceğinin belli olduğu halde bırakın başbakanın, bir büyük şehir belediye başkanının bile dinleme amacıyla kullandığını da belirteyim.

Şimdi teknoloji de ilerledi, istenilen kararların çıkarılabildiği bir zamanda bir muhalif için dinleme kararı almanın hiç de zor olmayacağı bir zamandayız. Ama görünen o ki zaten muhalif olmak hapse girmek için yeterli bir neden… Hele gazetecilik gibi bir görevde olanlar potansiyel terörist sayıldığından aslında öyle dinlemeyle-izlemeyle zaman geçirildiği de pek olası görünmüyor!

İyi okumalar dileği ile. (14.3.2020)