Doğan Özdemir -Corona Günlükleri-28

Corona Günlükleri-28

Ruhunu satanlar

Tüm insanlar “suçsuz” olarak doğar. Yaşam süreci içinde başta aile ve çevre koşulları onun gelecekteki karakter yapısını ilmik ilmik örer. Konuşmayı hiç bilmeyen bir bebeğin anadili olmayan bir dili sürekli dinlemesiyle o dili öğrenmesi gibi, suç olabilecek, kötülük içeren davranışların direk ya da dolaylı olarak öğretilmesiyle de ileride potansiyel bir suçlu olmasının yolları açılmış olacaktır. Yani masum doğmak, masum olarak kalmak için tek başına yeterli değildir. Yaşam sürecindeki aşamalarda karşılaşacağı zorluklar kişilerin yeniden pozisyon almasını gerektirir. Kimileri bu süreci doğrulardan ayrılmadan göğüslerken, kimileri de koşulların yaratacağı avantajlardan yararlanarak kullanır. Böylece ortaya “doğrular ve yanlışlar” çıkar.

Yaşam döngüsü kendi çarklarını sürekli çevireceğinden dün hep dünde kalmaya mahkûmdur. Yarın ise dünün hesabının verilmesi gereken bir gün olarak karşımıza dikilecektir. İşte bu durumda, o an geldiğinde, insanlar dün yaptıkların hatalarıyla yüzleşmek zorunda kalacaklardır. İnsanın geçmişini gizlemesi, her an eskiye ait bir tanık ortaya çıkıverecek korkusuyla yaşaması, eski yanlışlarını gizlemek için şimdi tam onun karşısındaymış gibi zoraki davranması ne kadar zordur! Her an dünkü alışkanlıklarla eski davranışlarından birine dönüvermek ya da onlarla ilgili bir şeyleri ağzından kaçırıvermek korkusu ne korkutucudur! Çünkü doğal yaşamda gerçeklerin eninde sonunda ortaya çıkıvermek gibi bir huyu vardır; ne yapsanız gizlenemez! Hatta en güzel tanımı; hamilelik gibidir; en çok 9 ay gizlersiniz!

Hırsızsanız hırsızlığınızın, arsızsanız arsızlığınızın, yalancı iseniz yalancılığınızın bir gölge gibi sizi izlediğini, ışığı arkadan alınca önünüze çıkıvereceğinizi bilerek yaşamak ne zordur!

Bunları aşabilmek için ne çabalar sarf edilir, ne tavizler verilir, ruhu ve bedeni esir edilir kişinin! Kendisini kanıtlamak zorunda hisseder. İhanet ettiğin kişilere yakınlaşıp dün birlikte kuyusunu kazdığın eski arkadaşlarına şimdi küfürler etmek, onlara ağza alınmayacak hakaretler etmekte başı çeker! Çünkü herkesi kandırmak için “dünün” en azılı düşmanı olduğunu göstermek çabasındadır. Köşelerinde “eski dost/yeni düşmanlarına” herkesten çok küfürler yağdırmak, TV’lerde uzatılan mikrofonlara onların ne kadar hain, kendi ve kendi gibilerinin ise aslında sütten çıkmış ak kaşık olduklarını anlatırken gözlerindeki ikilemi görmek ne acıdır! Dün sövdüklerinin, bu gün bir koltuk uğruna “koltuğunun altına sıkışmak”, onlara “ilâh” gibi taptığını söylemek zorunda kalmak, her insanın yapabileceği alçaklıklardan değildir! Alçaklık bile sonuçta bir düzey göstergesidir. Onun daha altı, olsa olsa “çukur” olur!

Bu örnekler çoğaltılabilir. Şunu da kabullenmek gerekir; insan yaşamı bir hatalar düzleminde yarışmaktır. İstemeyerek de bu ortamda hata veya hatalar yapabilir. Önemli olan hatasının farkına vardığı an hemen doğru yöne dönmesi, hatasını herkese açıklayarak özür dilemesi, tekrarlamayacağını garanti etmesidir. Bu “erdemli” bir davranıştır. Elbette olabildiğince hata yapmamak en erdemlisidir, ama “beşer şaşar” diyelim…

Hatalar, bilerek, kişisel çıkarlara yönelik olarak, başkalarına zarar verecek şekilde yapıldığında daha da önem kazanır. Yoksa bireyin salt kendini ilgilendirecek hataları sonuçta sadece ona zarar veriyorsa hatasını anlaması, hatasından dönmesi ve yeniden yapmaması onu ilgilendirir. Sorun da, sonuç ta bireysel kalır. Esas olan kişinin çevresindekilere verebileceği zarar üzerine tartışılanıdır. Örneğin bir yöneticinin yaptığı hata tüm topluma zarar verecektir. Önemli olan bu tür hatalardır.

Hataların düzeltilmesinde iki yöntem görüyorum. Bunlardan biri, hepinizin anımsayacağı gibi Ömer Seyfettin’in meşhur “Diyet” öyküsüdür. Burada, yapmadığı bir şeyle suçlanarak kolunun kesilmesine karar verilen, ancak diyetini ödeyen kasabın yanında, her gün onun bu durumu başına kakarak çalışmak zorunda kalan kişinin yaptığı gibi hatadan dönülebilir; en onurlu davranış budur bence… Seni yaptığın ya da yapılmadığını kanıtlayamadığın bir suçla suçladıklarında yaşam boyu birilerinin her istediğini yaparak yaşamaktansa “kolunu keser”, “diyet”ini adamın başına çalar, kalan yaşamında tek kolun olmasa da onurlu olarak yaşarsın!

Ya da ruhunu ve bedenini, sadece bir süre daha yaşayabilmek adına birilerine teslim edersin! Onlar ne derse yapar, paspastan daha aşağı bir mahlûk olarak yaşarsın. Bu da bir seçenektir. Örneğin; bir yargıç olsan; geçmişinde derin terör bağlantıların olsa! Sonra seni birileri yargılayıp bilerek affetse ve işine devam ettirse… Yani senin ruhunu satın alsa! İnsanlar düşünmez ve bilmez mi; sana istedikleri kararları çıkarttırmaları için eski günlerini anımsatıp tekrar içeri tıkabileceklerini söyleyenlerin her dediği yapılacaktır! Ve birileri sana “fiyatın nedir?” diye sormaz mı?

İnsan onuru için yaşar!

Coronasız günler dileği ile.