Doğan Özdemir -Koltuğu doldurmak

Koltuğu doldurmak

Bazı değerli madenlerin gerçek olup olmadığını ya da değerini ortaya koymak için çeşitli başvuru kaynakları vardır. Örneğin; Mihenk Taşı gibi. Altın ya da gümüş olduğu iddia edilen bir parçanın bu taşa sürülmesiyle ne olduğunu hemen anlayıverirler.

İnsanları tanımanın da benzeri denek taşları vardır. Herhangi bir kurumun başına getirilen kişilerin altına konan o vazgeçilemez “koltuk” da bunlardan biridir. Başka birçok şey de sayılabilir ama o koltuk yok mu, o koltuk! İşte oturanın gerçek “foya”sını olduğu gibi ortaya çıkarıverir. Üzerindeki kaplaması dökülen değersiz malzemeyi herkes tüm çıplaklığı ile görmeye başlar.

İnsan neden çeşitli kurumlara “başkan” olmaya çalışır? Niye Belediye Başkanı, Kulüp Başkanı veya Dernek Başkanı olmak ister? Sadece maaş mıdır onları bağlayan?

Bir de aslı “gönüllülük” olan işler vardır ki karşılığında maddi bir çıkar olmayacağı gibi gerektiğinde kendi cebinden de harcamayı, zamanının büyük kısmını bu kurumun işleri için ayırmayı gerektirir.

Örneğin; amacının kültürel çalışmalar olan bir dernek olduğunu varsayalım. Orada başkan olmak, kurucu ve diğer üyelerin içinden bir tanesinin öne çıkarılması ile gerçekleşir. Bir Yönetim Kurulu seçilir ve içlerinde yapılan görev dağılımı ile biri Başkan olur.

Tüm işlerin bu yönetim kurulunun sırtına yıkılması işleri çözmeye yetmez. Tüm üyelerin sürekli katkı sağlaması şarttır. Yani bu bir “birlikte tek vücut olma” işidir. Tek elden çıkmayan ses çok elden çok güçlü çıkar.

Ancak temsil makamı o kurumun adına ve amacına uygun bilgi ve donanıma sahip olmazsa derneğin tanıtımı ve hedef kitleyi etkileme şansı da olmayacaktır. Bu nedenle yapılacak seçimin duygusal değil, mantıksal ve bilimsel olmasını zorunlu kılar.

Eğer kişi bu özelliklere sahip değilse bu kez altına sürülen koltuk çok baştan çıkarıcı olacaktır. Amaç tamamen unutulup dernek/kurum kişiselleştirilerek “birinin malı” haline getirilmeye çalışılır, koltuk sevdası her şeyin önüne geçer.

Sonra ne mi olur? Kurum gerçek hedeflerinden hızla çıkar, onu destekleyen ya da desteklemeyi düşünen kişi ve kurumlar onlardan uzaklaşır. Kuruluş amacından çıkan ve ülkemizde adet olduğu üzere “Tek Adam” sistemine uymaya çalışan bu kuruluş hızla kan kaybetmeye başlar. Eğer zamanında sağduyulu davranılıp bu çöküşün önüne geçilemezse büyük hedeflerle kurulmaya çalışılan bu Dernek/Kurum hızla batar gider.

Bu duruma ülkemizde sıkça rastlanır. Büyük heyecanlarla kurulan dernekler ya da benzerleri, katılımcılarının tümünün değil, özellikle; altını çizerek yeniden: özellikle ekonomik desteği olanların etkisi altına girer. “Elini taşın altına sokmak” herkese öğütlense de sıra kendimize geldiğinde gönüllüsü az bulunur. Bu durum çoğunluk içinde küçük bir azınlığın başı çekmesini ve sonra da temel ilke ve amaçları göz ardı edebilecek, kurumu kişisel çıkarlarına veya “babasının malı” haline getirmeye neden olacaktır.

Çevremize baktığımızda yüzlerce derneğin/kurumun kurulmak için çaba gösterirken yine bir o kadarının bir iki yılını dolduramadan feshedildiğini ve çevremizin dernek leşleriyle dolu olduğunu görürüz. En acıklısı da bu görüntü olup ileride gerçekten bir araya gelerek başarılı işler yapabilecek kişilerin de morallerini bozmaya ve geri adım atmalarına neden olur.

Birini tanımak için “ya uzun yola gitmek, ya da yemek masasında oturmak gerekir” derler büyüklerimiz… Yolun başında toplumcu ve özverili olacağını söyleyerek çevresindekilerin bazılarını aldatabilenler, amacına ulaşıp koltuklarına eriştiklerinde ise büyük bir değişime uğrayıp ilk söylediğini hızla inkâr edebilecek hale geliveriyorlar. Artık ne amaç, ne de özveri kalmaz; sadece çıkar kalır. Ele geçirilen makam ve bunun ardındaki kurum ve de onun güçleri, o koltukta oturanın kişisel malı haline gelir. Dernek/Kurum demek o demektir; gerisi satın alınabilecek, ona biat etmesi gereken “maraba”lardır.

İşin garibi, insanların, özellikle de koltuk düşkünü ve lider olma sevdalılarının bu söylediklerine inanmalarıdır! O olmazsa her şeyin biteceğine, tek kurtuluşun o olduğuna inanır ve diğerlerinin de ona inanmalarını bekleyen şizofrenik davranışlarını inatla sürdürürler!

İnanan olur mu? Elbette; kör alıcının kör satıcısı olur!”

Sonuç; herkes hak ettiği şekilde yönetilir!