İdrarda renk değişikliği böbrek kanseri habercisi olabilir!

Böbrek kanseri sinsi seyreden bir kanser türüdür. Erken evrede belirti vermez. Hastalar doktora başvurduklarında nerdeyse yüzde 25’inde hastalık ilerlemiş ve yayılmış olur. Sigara kullanımı, obezite, hareketsiz yaşam, et ve süt ürünlerinin fazla tüketilmesi böbrek kanseri riskini artırır. Ayrıca uzun süreli radyasyon, hemodiyaliz ve kimyasal maddelere maruz kalma durumu böbrek kanseri risk faktörünü artıran nedenlerdendir. Aile öyküsünde kanser hastalığına yakalanmış kişilerin kansere yakalanma riski 2 kat daha fazladır. Bu nedenle mutlaka düzenli olarak muayene olmaları gerekmektedir. Erkeklerde kadınlara göre 2 – 3 kat daha fazla görülür. Genellikle 50-70 yaş aralığında görülen böbrek kanserinde, 45 yaşından sonra düzenli kontrol yaptırmak hayati önem taşımaktadır.

Son yıllarda ultrasonografinin yaygın kullanımı sayesinde herhangi bir şikayeti olmayıp, hatta başka sebeplerden uzmana başvurmuş kişiler de tesadüfen fark edilebilir. Çünkü ultrasonografide alınan görüntüler böbrek kanserinden şüphe etmeye yetecek bulgulardır.

Genel halsizlik, yorgunluk hissi, iştahsızlık, kilo kaybı, tekrarlayan yüksek ateş, kansızlık (anemi), yüksek tansiyon, karaciğer fonksiyon bozukluğu, çarpıntı, bacaklarda şişlik ve kanserin yayılım yaptığı organa göre ağrı, öksürük, nefes darlığı, kanlı balgam çıkarma, kemik ağrısı, baş ağrısı, şuur kaybı, felç gibi belirtiler kanserin evresine göre ortaya çıkmaktadır. Tetkiklerde ortaya çıkan kanama bazen idrarda çıplak gözle de görülebilir. Ayrıca idrar renginde değişme, böbrek bölgesinde ele gelen kitle de belirtiler arasındadır.

İlerleyen evrede fark edilen böbrek kanserinin tedavisi ameliyattır. Ameliyatın tipi detaylı değerlendirmeden sonra kararlaştırılır. Böbrek, böbrek üstü bezi ve etrafındaki kılıf ve yağ tabakaları ile birlikte tamamen çıkarılması ya da kısmi olarak sadece kanserli dokunun çıkarılarak böbreğin kalan kısmının korunması şeklinde yapılır.

Hastanın tek böbrekle kalması kronik böbrek yetmezliği ve kalp-damar hastalıkları riskini artıracağından birinci amaç, kanserli doku çıkarılırken böbrek dokusuna zarar vermemektir.

Hastalık ilerlemişse genellikle açık cerrahi yöntem tercih edilir. Böbrek kanserlerinin yüzde 80’i şeffaf hücreli kanser tipinde olup, kemoterapiye ve radyoterapiye dirençli olmakla birlikte cevap vermezler. Cerrahi sonrasında gerek görüldüğünde veya ilerlemiş hastalık durumunda cerrahiye ek olarak biyolojik tedaviler kullanılır. Kanserli dokunun damarlanması ve çoğalmasında görev alan mikromoleküllerin oluşumunu veya etkilerinin ortaya çıkmasını engelleyen ilaçlar kullanılır. Hastaya ait faktörler ve kanserin patolojik tipi ilaç seçiminde önemlidir. Yan etkileri nedeniyle deneyimli merkezlerde uygulanması gerekir. Cerrahi tedavi ile kanserli doku tamamıyla çıkartılmış olsa dahi yüzde 20-30 oranında kanserin nüksetme riski vardır. Maalesef bunun için alınacak bir önlem de bulunmamaktadır.