Yazarlar

Dünya Çocuk Hakları Günü

Paylaş:

Teknoloji geliştikçe, insanlar arasında iletişim arttıkça kutlanması gereken bir gün daha ortaya çıkıyor. Bu gün internette çocuklar ve onların haklarıyla ilgili bir gün olduğunu gördüm. Üzerinde uzun uzun düşündüm. Doğrusu bu başlık beni etkilemişti. Çünkü içinde “Çocuk” kelimesi geçmekteydi. Daha bir dikkatle, özenle bakmak gerekirdi. Epeyce paylaşım görünce incelemeyi bir tarafa bırakarak bu konuda içimden geçenleri yazmak istedim.

Kendi çocukluğumu anlatan “Acısıyla Tatlısıyla-Avucumuzdan Akıveren Anılar” kitabımda bizim kuşağın yaşadıklarına sözcü olmaya çalışmıştım. Bizler, eve hapsedilen değil, sokağa kovulan çocuklardık ve gerçekten çocukluğumuzu yaşadık. Okuldan sonra çantamızı-önlüğümüzü atıp sokağa fırlar, akşama kadar, çok acıktığımızda salçalı ya da yağlı ekmeği kaptığımız gibi yine oyunlarımıza dönerdik. Para verip oyuncak almak gibi bir lüksümüz olmadığından kendi yaratıcılığımızla çerden-çöpten oyuncaklarımızı kendimiz yapardık.

Bu özetten sonra günümüze dönersek eleştirilecek çok şeyler olduğu duvarına çarparız… Şu soruyu sormamız ve içtenlikle dürüstçe de yanıtlamamız gerekir: Biz çocuklarımıza neler verdik de onların hakları oldu?

Öğretmen,çocukları ezberle değil, sorgulayarak, deney yaparak yetiştirmeliydi. Şimdi böyle olduğunu söyleyebilir miyiz?Devletin tekelinde ve “Milli” olması gereken eğitim gerçekten öyle mi? Peki neden ticarileşti? Parası olanlar için en iyi koşullar bulunurken gariban vatandaşın çocuğunun eğitim hakkı korunabildi mi? Usulen var olsa da onunla rekabet şansı var mı?

Eğitim ticarileşince kalite değil, yarış da başlamadı mı? Çocuklar bırakın oyun oynayacak zamanı, çocukluklarını bile yaşayamaz hale gelmediler mi? Tek amaç; bir üst okula, daha çok soru çözüp daha yüksek puan alıp gidebilmek değil mi?

Sanki herkesin doktor-mühendis olması zorunluymuş gibi, çocukların gerçek yeteneklerini öne çıkarmak ve onları daha iyi olabilecekleri sanat okullarına yönlendirmek yerine “İlle de üniversite” baskısıyla okumuş işsizler yaratmadık mı? Sonunda ellerine, ne işe yaradığı tartışılan bir “A-4 kâğıdı” kadar “Diploma” denen bir belge verilen, şaşkın ve çaresiz bireylerleortamı doldurmadık mı?

Eğitimi siyasi bir partinin hayallerine esir ederek dincileştirip, çağdaşlık ve bilimden uzaklaştırıp, düşünmeyi-sorgulamayı değil, biat ve itaat etmeye, sorgulamadan kabullenmeye dönüştürmedik mi?Buralarda uğradıkları taciz ve tecavüzlerde bile onlara sahip çıkamadık… Susturulmalarına, yaşadıkları korkunç travmayla ömür boyu baş başa kalmalarına, bir kereden bir şey olmayacağını savunma rezilliğine kalkmadık mı?

Teknolojiye karşı olmamakla birlikte büyüklerin bile bağımlı hale geldiğini gördüğümüz cep telefonları, bilgisayarlar ve oyun konsollarını, susmaları, uslu durmaları karşılığında bebekliklerinden itibaren rüşvet olarak vermedik mi?

Onların yaşayabileceği ortamları, iş olanaklarını sağlamak yerine üniversiteyi bitirmiş, ama halen ailesinin eline bakar, onuru kırılmış, ümidi tükenmiş gençler yapmadık mı? Çocuklar da önlerindeki canlı örnekleri görerek gelecekten umutsuz, doğuştan çaresiz halde büyümüyorlar mı?

Çocukların kendilerine güven içinde düşünüp sorgulayabilen değil, her söze karışmayan, denileni yapan, soru sormayan, sorsa da yanıtları “Ayıp-Günah-Yasak” kapsamında çaresiz bireyler haline getirmedik mi?

Tüm bunlar bir siyasi tercih sonucudur! Çünkü X-Y-Z kuşağı, belki de yarın başka isimlerle anacağımız gençler hızla artıyor. Siyasiler için bunlar birer oy deposu… Bu nedenle onların asla gözü açılmamalı, araştıran-soruşturan ve de bu şekilde büyürse “anarşit” olacağı kesin(!) olan çocukların mutlaka beyinlerinin ve kişiliklerinin esir alınması gerekirdi. Yapılan odur! Çocuk yaşta yarış atı gibi birbiriyle sadece yarışmak ve rakip olmak için yetiştirilen çocuklar elbette sosyalleşmekte, “Ben” yerine “Biz” demekte zorluk çekeceklerdir.

Çocuklar bizim ve ülkelerin gelecekleridir. Onların çocukluklarını özgürce yaşayabilecekleri ortamları yaratmak, eğitimlerini en çağdaş haliyle vermek, geleceklerinden güven duyacakları, yarınlarından hiç endişeleri olmayacağı “Aklı, vicdanı ve düşünceleri özgür” birer birey olmaları için elimizden geleni yapmak zorundayız. Bu, bizim en temel borcumuz ve sorumluluğumuzdur.

Çocukların şeker de yiyebileceği, uçurtmaları maviliklere uçurabilecekleri, gözlerinde sadece sevinç ışıkları görebileceğimiz bireyler olacağını ummak, bunun için çalışmayı görev bilmek zorundayız. Sadece bu gün değil, her gün güzel günler görebilmeniz dileği ile gününüz kutlu olsun sevgili çocuklar…

Paylaş:

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu